Türk sigorta ve emeklilik sektörü 2026’da, büyüklük ile gerçek performans arasındaki farkların daha net hissedildiği, risk algılarının yeniden şekillendiği ve uzun vadeli tasarruf dinamiklerinin güç kazandığı bir döneme işaret ediyor. 2025 yıl sonu verileri, sektör liderlerinin ölçeği korurken reel güçlenmede zorlandığını gösteriyor. Katılım sigortacılığında ise akademi–kamu–sektör iş birliği yeni bir düzenleme ve uyum gündemiyle öne çıkıyor. Öte yandan Türkiye’de makroekonomik ve siber risklerin iş dünyasının öncelikli başlıkları haline gelmesi, risk yönetiminde daha entegre yaklaşımları zorunlu kılıyor. Bireysel emeklilik tarafında ise hem BES hem OKS güçlü katılımcı ve fon artışıyla büyümeyi sürdürürken, devlet katkısındaki revizyona rağmen sistemin yapısal dayanıklılığını koruduğu görülüyor.
Ölçeği Korumak mı, Gücü Artırmak mı? 2025’te Lider Sigortacıların Gerçek Sınavı
2025 yılı Türk sigorta sektörü açısından güçlü bir nominal büyüme yılı olarak kayda geçerken, sektör liderleri için asıl sınav büyümenin niteliğinde yaşandı. Türkiye Sigorta Birliği (TSB) 2025 yıl sonu verilerine göre sektörün toplam prim üretimi 1,22 trilyon TL’ye ulaşırken, yıllık nominal artış %45’in üzerine çıktı. Ancak yüksek enflasyon ortamında bu artışın önemli bir bölümü fiyatlama kaynaklı gerçekleşti. Reel büyümenin sınırlı kalması, özellikle pazarın en büyük oyuncuları açısından ölçek ile gerçek performans arasındaki farkı daha görünür hale getirdi.
Sektör lideri Türkiye Sigorta, 2025’i pazar payını büyük ölçüde koruyarak tamamladı. 147,1 milyar TL’lik üretimle sektörün en büyük şirketi konumunu sürdüren Türkiye Sigorta’da nominal büyüme güçlü seyrederken, reel performans sektör ortalamasına yakın gerçekleşti. Allianz Sigorta ve Anadolu Sigorta da benzer bir strateji izledi. Her iki şirket, yüksek üretim hacimlerini korurken pazar paylarında sınırlı bir gerileme yaşadı ve reel büyüme açısından sektör ortalamasına paralel bir görünüm sergiledi. Bu tablo, 2025’te ilk üç oyuncunun agresif genişleme yerine ölçeği konsolide etmeyi ve riskleri daha kontrollü yönetmeyi tercih ettiğini gösteriyor.
TSB verileri, 2025’te liderlik konumunun artık yalnızca büyüklükle değil, büyümenin nasıl yönetildiğiyle de belirlendiğini ortaya koyuyor. İlk üçte yer alan şirketler hacimlerini korumayı başarsa da reel anlamda belirgin bir güçlenme sınırlı kaldı. Bu durum, yüksek enflasyon, artan hasar maliyetleri ve reasürans baskılarının büyük oyuncular için dahi performans sınırlarını daralttığını gösteriyor. 2025, sektör liderleri açısından ölçeğin hala önemli olduğunu; ancak tek başına yeterli olmadığını ve sürdürülebilir gücün artık daha seçici, dengeli ve disiplinli büyüme stratejileriyle mümkün olduğunu net biçimde ortaya koydu. [1]
Katılım Sigortacılığında 2026 Gündemi: Akademi, Kamu ve Sektör Marmara Üniversitesi’nde Bir Araya Geldi
2026 yılı katılım sigortacılığı etkinlikleri, Marmara Üniversitesi ev sahipliğinde düzenlenen “Katılım Sigortacılığında Güncel Gelişmeler” programıyla başladı. Marmara Üniversitesi İslam Ekonomisi ve Finansı Enstitüsü tarafından organize edilen etkinlik, akademisyenleri, kamu temsilcilerini, sektör profesyonellerini ve öğrencileri aynı platformda buluşturdu. Programın açılış konuşmasını Enstitü Müdürü Prof. Dr. Ertuğrul Boynukalın gerçekleştirerek katılım finans ve sigortacılığının Türkiye’deki gelişim sürecine dikkat çekti.
Etkinliğin ana sunumunda, Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu (SEDDK) Katılım Düzenleme Daire Başkanı Şanbaz Yıldırım, katılım sigortacılığı ve katılım bireysel emeklilik sisteminin mevcut durumunu kapsamlı biçimde ele aldı. Sunumda Körfez İşbirliği Konseyi, Doğu Asya ve Pasifik ile Avrupa ve Orta Asya bölgelerinde katılım sigortacılığına ilişkin mevzuat uygulamaları, uluslararası standart belirleyici kuruluşların yaklaşımları ve danışma komitelerinin öne çıkan karar başlıkları hem akademik hem de uygulama boyutlarıyla değerlendirildi.
Program kapsamında ayrıca, uluslararası uygulamalarla uyumu güçlendirmeyi amaçlayan ve SEDDK tarafından hazırlanan katılım sigortacılığına ilişkin taslak yönetmeliğin genel çerçevesi katılımcılarla paylaşıldı. Etkinliğin interaktif bölümünde yöneltilen sorular yanıtlanırken, program sonrasında yapılan özel toplantıda akademi–kamu–sektör iş birliğinin geliştirilmesine yönelik olası ortak çalışmalar ve gelecek dönem iş birliği alanları ele alındı. [2]
Allianz Risk Barometresi 2026’dan Türkiye’ye İlişkin Kritik Başlıklar
Allianz Commercial tarafından yayımlanan Allianz Risk Barometresi 2026, Türkiye’de iş dünyasının risk algısında belirgin bir yön değişimine işaret ediyor. Araştırmanın Türkiye sonuçlarına göre, makroekonomik gelişmeler yüzde 50 oy oranıyla 2026’da Türkiye’deki şirketler için en büyük risk faktörü olarak ilk sıraya yükseldi. Geçen yıl ikinci sırada yer alan bu başlığın zirveye çıkması, fiyat istikrarı, finansman koşulları ve ekonomik belirsizliklerin şirketler üzerindeki baskısının arttığını ortaya koyuyor.
Türkiye özelinde dikkat çeken bir diğer gelişme ise siber olayların hızla üst sıralara tırmanması oldu. Geçen yıl yedinci sırada bulunan siber riskler, 2026 listesinde yüzde 46 oy oranıyla ikinci sıraya yükseldi. Siyasi riskler ve şiddet yüzde 35 ile üçüncü sırada yer alırken, önceki yılın lideri olan doğal afetler yüzde 27 ile dördüncü sıraya geriledi. Mevzuat ve yönetmelik değişiklikleri ile iklim değişikliği ise yüzde 19’ar oy oranıyla beşinci sırayı paylaştı. Bu tablo, Türkiye’de risk algısının daha çok ekonomik ve dijital kırılganlıklar etrafında yoğunlaştığını gösteriyor.
Raporda Türkiye açısından öne çıkan bir başka başlık ise yapay zeka ve iş gücü riskleri oldu. Küresel listede hızla yükselen yapay zeka, Türkiye’de de ilk kez ilk 10 risk arasına girerken; yetenek ve iş gücü sorunlarıyla birlikte yedinci sırada yer aldı. Tolga Gürkan, şirketlerin yapay zekayı yalnızca stratejik bir fırsat olarak değil, aynı zamanda operasyonel, hukuki ve itibar boyutları olan karmaşık bir risk alanı olarak görmeye başladığını vurguladı. Gürkan’a göre, doğal afetlerden kaynaklanan küresel sigortalı kayıpların son altı yıldır 100 milyar dolar seviyesinde seyretmesi ve Türkiye’de artan risk farkındalığı, şirketleri daha entegre, ileriye dönük ve dayanıklılık odaklı risk yönetimi yaklaşımlarına zorlayan temel unsurlar arasında yer alıyor. [3]
Bireysel Emeklilikte Rekor Büyüme: Katılımcı ve Fon Tutarı Tırmanışı Sürüyor
Bireysel emeklilik sistemi (BES), 2026 yılına güçlü bir büyüme momentumuyla başladı. Emeklilik Gözetim Merkezi (EGM) verilerine göre 15 Ocak 2026 itibarıyla BES katılımcı sayısı 10.173.278 kişiye ulaşırken, toplam fon büyüklüğü 2,132 trilyon TL seviyesine çıktı. Bu veriler, sistemin hem katılımcı hem de fon büyüklüğü açısından sürdürülebilir bir şekilde genişlediğini ve Türkiye’de bireysel emekliliğe olan talebin devam ettiğini gösteriyor.
Otomatik Katılım Sistemi (OKS) tarafında da benzer bir ivme göze çarpıyor. Aynı tarih itibarıyla OKS’de 7.793.424 katılımcı bulunurken toplam fon tutarı 133,5 milyar TL seviyesinde gerçekleşti. OKS, geniş katılımcı tabanı sayesinde BES’in tabana yayılmasını destekleyen önemli bir dinamik olmaya devam ediyor. Fon büyüklüğündeki artış, sistemde biriken tasarrufların zaman içinde daha da güçlendiğine işaret ediyor.
Bu rakamlar, bireysel emeklilik sisteminin Türkiye’de tasarruf kültürünün gelişmesine önemli katkı sağladığını ortaya koyuyor. Katılımcı sayısının 10 milyonu aşması ve fon büyüklüğünün 2 trilyon TL’yi geçmesi, BES’in ekonomik belirsizlik ortamında dahi yatırımcı güvenini koruduğunu gösteriyor. EGM verilerindeki bu güçlü görünüm, sistemin önümüzdeki dönemde de büyüme ve derinleşme potansiyelini teyit ediyor. [4]
Devlet Katkısı Azaldı, BES’in Dayanıklılığı Korundu
Türkiye Hayat Emeklilik tarafından yayımlanan “Devlet Katkısının Ötesinde BES” raporu, Bireysel Emeklilik Sistemi’ne (BES) ilişkin kamuoyundaki tartışmalara veri temelli bir çerçeve sunuyor. Raporda, 22 Ocak 2022’de yüzde 30’a yükseltilen devlet katkısı oranının, 7 Ocak 2026 tarihli Resmi Gazete kararıyla yüzde 20’ye indirilmesinin sistem üzerindeki etkileri kapsamlı biçimde analiz ediliyor. Çalışma, beklentilerin aksine bu değişikliğin BES’in uzun vadeli büyüme dinamiklerini zayıflatmadığını ortaya koyuyor.
Ekonomik Araştırmalar Müdürlüğü tarafından yapılan analiz, yatırımcı davranışlarının devlet katkısı oranından ziyade enflasyon ve genel piyasa koşulları tarafından şekillendiğini gösteriyor. 12 yıllık veri setine dayanan bulgular, vatandaşların BES’e giriş kararında ekonomik ortamı daha belirleyici gördüğünü ortaya koyarken; fon performansları da bu tercihi destekliyor. 2016–2025 döneminde BES fonlarının istikrarlı biçimde enflasyonun üzerinde getiri sağlayarak katılımcılara reel kazanç sunduğu vurgulanıyor.
Raporda ayrıca Türkiye’nin küresel emeklilik sistemleri içinde pozitif ayrıştığına dikkat çekiliyor. Yüzde 20’lik mevcut devlet katkısı oranı, BES’i halen dünyadaki en yüksek “başlangıç getirisi” sunan finansal ürünlerden biri konumunda tutuyor. Bunun yanında sistemin gelir yapısının anlık katkı girişlerinden çok, yönetilen toplam fon büyüklüğüne (AUM) dayanması, devlet katkısındaki aşağı yönlü revizyonun finansal sürdürülebilirlik açısından sınırlı etki yaratmasını sağlıyor. Sonuç olarak rapor, BES’in devlet katkısının ötesinde güçlü bir yapısal zemine sahip olduğunu ve uzun vadeli büyüme patikasını koruduğunu net biçimde ortaya koyuyor. [5]
Kaynaklar
[1] TSB – Mali Tablolar ve İstatistikler – Prim Üretimleri Sıralama 2025 – 12.
[2] Sigorta Dünyası – 2026 Yılı Katılım Sigortacılığı Etkinlikleri Marmara Üniversitesi’nde başladı


