BES’te Devlet Katkısı Gerçekten %30 Mu?

Hafta başında Bireysel Emeklilik Sistemi’nde (BES) devlet katkısı oranının düşürülebileceğine ilişkin iddialar kamuoyunda ciddi bir tartışma başlattı. Henüz resmi bir açıklama yapılmış değil ancak kulislerde dolaşan bu söylentiler, ister istemez “ateş olmayan yerden duman çıkmaz” dedirtiyor.

Aslında bu tartışma çok da yeni değil. Kasım ayında Meclis’e gelen torba yasa ile devlet katkısı oranını %45’e kadar artırma ve sıfıra kadar indirme yetkisinin Cumhurbaşkanı’na verilmesi, benzer endişeler doğurmuştu. O günlerde bunun yalnızca teknik bir yetki düzenlemesi olduğu ifade edilse de bugün yaşananlar, bu düzenlemenin pratik bir amaçla yapıldığını gösteriyor.

Torba yasanın geneline bakıldığında ise daha büyük bir resim ortaya çıkıyor. Düzenlemeler ağırlıklı olarak sosyal güvenlik sistemindeki bazı teşvikleri sınırlayan bir çerçeveye sahip. İşverenlere sağlanan prim indiriminin düşürülmesi ya da genç girişimcilere verilen Bağ-Kur desteğinin kaldırılması bunun somut örnekleri. Görünen o ki temel hedef, sosyal güvenlik harcamalarının kamu bütçesi üzerindeki baskısını azaltmak.

Devlet Katkısı Nasıl İşliyor?

Devlet katkısı, BES’te uzun vadeli tasarrufu teşvik etmek amacıyla uygulanan hak ediş kurallarına bağlı bir destek mekanizması. Bugün kamuoyunda %30 olarak bilinse de bu uygulama ilk kez 2013 yılında %25 oranıyla hayata geçti. Mevcut durumda, katılımcının ödediği her 100 TL katkı payı için devlet 30 TL ilave katkı sağlıyor.

Ancak bu teşvikin tamamı koşulsuz olarak verilmiyor. Eğer katılımcı BES’ten emekli olarak ayrılırsa, hem kendi birikimlerini hem de devlet katkısının tamamını alabiliyor. Emekli olmadan sistemden ayrılırsa:

  • Sistemde 3 yıldan az kalanlar devlet katkısından hiç yararlanamıyor (%0).
  • 3–6 yıl arasında ayrılanlar, devlet katkısının %15’ini alıyor (fiilen %4,5).
  • 6–10 yıl arasında ayrılanlar, devlet katkısının %35’ini alıyor (fiilen %10,5).
  • 10 yıldan fazla sistemde kalıp emekli olmadan ayrılanlar ise devlet katkısının %60’ına hak kazanıyor (fiilen %18).

Bu oranları neden verdim? Çünkü BES her ne kadar bir emeklilik sistemi olsa da Türkiye’de daha esnek bir araç olarak kullanılıyor. Sisteme giriş çıkışlar çok daha rahat. Birden fazla sözleşmesi olanlar da var, birkaç yılda bir sisteme girenler de. Ve hatta sözleşmesi olup haberi olmayanlar da.

Nitekim veriler de bunu doğruluyor. Sistemden ayrılanların yalnızca %2,5’i emekli olarak çıkıyor. Ayrılanların yaklaşık %79’u, belirli bir süre sistemde kaldıktan sonra ayrılanlardan oluşuyor. Dahası bu sözleşmelerin %50’si ilk 35 ay içinde sonlanıyor, yani katılımcıların yarısı devlet katkısından hiç faydalanamadan sistemden çıkıyor.

Devlet Katkısı: Hak Edilen ve Geri Dönen

Durumu daha iyi anlamak için Emeklilik Gözetim Merkezi’nin (EGM) verilerine bakmak gerekiyor. 30 Kasım 2025 itibarıyla devlet katkısı fonlarının toplam büyüklüğü 215 milyar TL. İlk bakışta bu rakam, bazı çevrelerce dile getirilen devletin sırtındaki yük algısını besliyor. Ancak bu tutarın tamamı katılımcılara ait değil.

Aynı tarih itibarıyla, mevcut katılımcıların hak etmiş olduğu devlet katkısı tutarı 86,1 milyar TL seviyesinde. Yani devlet katkısı fonlarında görünen tutarın yalnızca %40’ı kazanılmış bir hak niteliği taşıyor. Geriye kalan yaklaşık %60’lık bölüm, fonda yer alsa da henüz katılımcılar tarafından hak edilmemiş durumda.

Bu ayrım kritik. Çünkü hak edilmemiş devlet katkısı, sistemden erken çıkışlarda otomatik olarak Hazine’ye geri dönüyor. Nitekim bugüne kadar sistemden ayrılan katılımcılara fiilen ödenmiş toplam devlet katkısı yalnızca 37,5 milyar TL. Buna karşılık, erken ayrılanlar nedeniyle Hazine’ye geri dönen devlet katkısı tutarı 39 milyar TL seviyesinde.

Başka bir ifadeyle, devlet katkısı sisteminde önemli bir geri dönüş mekanizması çalışıyor. Devlet, katkıyı baştan sisteme koyuyor ancak katılımcı uzun süre sistemde kalmadığı takdirde bu tutarın önemli bir kısmını geri alıyor. Kağıt üzerinde her 100 TL’lik katkı payına 30 TL devlet katkısı verilmiş gibi görünse de, bunun yaklaşık yarısı hak ediş kurallarına takılarak geri dönüyor. Yani fiilen katılımcılara ödenen devlet katkısı oranı %30 değil, yaklaşık %15 düzeyinde gerçekleşiyor.

Dolayısıyla BES’te devlet katkısını değerlendirirken, ilan edilen oranlardan çok sistemde kalış süresi ve hak ediş davranışı belirleyici oluyor. Demek ki tartışmanın tek ekseni devlet katkısı oranları değil, hak ediş mekanizması da önemli bir faktör.

Devlet Katkısının Kamuya Maliyeti

Bütçe tartışmasına gelince, kafa karışıklığının en yoğun olduğu alanlardan biriyle karşılaşıyoruz. Devlet katkısının kamu maliyesi üzerindeki etkisini doğru hesaplayabilmek için ilk adım, gönüllü BES ile Otomatik Katılım Sistemi (OKS) arasındaki farkı net biçimde ayırmak.

Gönüllü BES’te devlet katkısı tutarları fiilen katılımcının hesabına yatırılıyor ve fonlarda değerlendiriliyor. OKS’de ise durum farklı. Burada devletin bir nakit ödemesi yok, hatta teknik olarak bir fon alım-satımı da gerçekleşmiyor. Devlet yalnızca bir taahhüt veriyor; hak ediş şartları sağlandıkça bu tutar katılımcı hesabına fon olarak aktarılıyor. Dolayısıyla OKS’de görünen devlet katkısı tutarları, bugünden bütçeden çıkmış bir harcama anlamına gelmiyor.

Rakamlarla ilerleyelim. 2025 Kasım sonu itibarıyla toplam devlet katkısı ödemesi 67,4 milyar TL seviyesinde. Yılın 75 milyar TL civarında kapanacağını varsayalım. Aynı yıl için merkezi yönetim bütçesi 14 trilyon 731 milyar TL. Bu durumda devlet katkısının bütçe içindeki payı kabaca %0,5 olarak hesaplanıyor. İlk bakışta bu oran yüksek ve dikkat çekici görünebilir. Ancak burada kritik bir noktayı yeniden hatırlamak gerekiyor, bu tutarın tamamı fiilen ödenmiş bir kamu harcaması değil. 2025 yılı için katılımcılara gerçekten ödenecek devlet katkısı tutarı yaklaşık 15 milyar TL seviyesinde kalacak.

Peki geri kalan yaklaşık 60 milyar TL nerede? Bu tutar, devlet katkısı fonlarında değerlendiriliyor. Üstelik bu fonların en az %50’sinin hazine borçlanma araçlarında tutulması zorunlu. Kalan kısmın hangi finansal araçlarda değerlendirileceğine de yine kamu otoriteleri karar veriyor. Yani devlet, bir anlamda bir cebinden çıkarıp diğer cebine koymuş oluyor.

Bu çerçeveden bakıldığında, devlet katkısı bütçede büyük bir kalem gibi görünse de fiili maliyeti, ilan edilen rakamların oldukça altında. Dahası, bu mekanizmada doğrudan hanehalkına yapılan bir nakit transferi söz konusu olmadığı için, prim indirimi veya doğrudan teşvik ödemeleriyle kıyaslandığında kamu maliyesi üzerindeki gerçek yükü çok daha düşük.

Devlet Katkısı Nasıl Yeniden Tasarlanabilir?

Elbette Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın perspektifinden bakıldığında tablo farklı görünebilir. Sonuçta bütçenin binde 5’ine yaklaşan bir ödeme kaleminden söz ediyoruz. Rakam ne kadar teknik gerekçelerle açıklanırsa açıklansın, bu büyüklükte bir tutarın dikkat çekmesi ve sorgulanması kaçınılmaz. Bugün olmasa bile yarın.

Ancak madalyonun diğer yüzünü de görmek gerekiyor. BES’in başarının arkasındaki en güçlü teşvik unsuru ise hiç kuşkusuz devlet katkısı. Nitekim 2013’te devlet katkısı uygulamaya alındığında, BES katılımcı sayısı yalnızca üç yıl içinde iki katına çıkmıştı. Bu nedenle devlet katkısı oranını aşağı çekmek, teknik olmaktan ziyade psikolojik bir geri adım anlamına gelecektir. Buna karşılık, oranı düşürmeden bütçe üzerindeki etkiyi sınırlamak mümkün. Bunun için teşvik mimarisinin yeniden tasarlanması gerekiyor.

Devlet Katkısını Tabana Yaymak

Mevcut sistemde devlet katkısı, doğrudan katılımcının ödediği katkı payına bağlı. Ayda 1.000 TL ödeyen 300 TL devlet katkısı alırken, 20.000 TL ödeyen bir katılımcı 6.000 TL devlet katkısına ulaşabiliyor. Bu yapı, kamu kaynaklarının gelir düzeyi yüksek olan katılımcılara daha fazla aktarılmasına yol açıyor.

Veriler de bu durumu teyit ediyor. Gönüllü BES’te katılımcıların en yüksek %1’lik kesimi, toplam devlet katkısının %17,4’üne sahip. Devlet katkısı fonlarının yaklaşık %60’ı 45 yaş ve üzeri katılımcılarda yoğunlaşmış durumda. Oysa uzun vadeli tasarrufa asıl teşvik edilmesi gereken kesim, orta ve alt gelir grubundaki genç profesyoneller.

Bu nedenle devlet katkısı mimarisinin, yaş ve gelir düzeyini dikkate alan daha hedefli bir yapıya kavuşturulması gerekiyor. Düşük yaş ve düşük gelir grubundaki katılımcılar için daha yüksek devlet katkısı oranları uygulanabilir; yüksek yaş ve yüksek ödeme kapasitesine sahip gruplarda ise katkı oranı kademeli olarak düşürülebilir.

Üst Sınır ve Hak Ediş Yapısını Yeniden Tasarlamak

Devlet katkısı, zamanla emekliliğine sınırlı süre kalmış ve yüksek ödeme kapasitesine sahip katılımcılar için bir maksimizasyon aracına dönüşmüş durumda. 45 yaş üzerindeki birçok katılımcı üst sınıra çok yakın katkı payı ödeyerek azami devlet katkısından yararlanıyor. Buna karşılık 25–34 yaş grubundaki katılımcılar, potansiyel olarak alabilecekleri devlet katkısının yalnızca %20’sine erişebiliyor.

Bu tablo, devlet katkısı oranını düşürmeden üst sınırın aşağı çekilmesini ve hak ediş mekanizmasının yeniden ele alınmasını makul bir seçenek haline getiriyor. Ayrıca fiilen ödenen devlet katkılarının yaklaşık %35’inin erken çıkışlarda ödendiği düşünüldüğünde, bu dilimlerdeki hak ediş sürelerinin uzatılması veya ödeme oranlarının düşürülmesi de bütçe üzerindeki baskıyı azaltabilir.

Taahhüt Modeline Geçiş Seçeneği

Bir diğer seçenek, gönüllü BES’te de OKS’ye benzer bir taahhüt modeline geçilmesi olabilir. Bu modelde devletin uzun vadeli yükümlülüğü devam ederken, bütçe üzerindeki yıllık baskı belirgin biçimde azalacaktır. Ancak bu tarz bir değişikliği hayata geçirirken, diğer reform seçeneklerine kıyasla daha hassas hareket edilmesi gerekiyor.

Zira gönüllü BES katılımcıları, OKS’den farklı olarak sisteme bilinçli bir tercihle giriyor ve devlet katkısını fiilen hesaplarında görmeye alışmış durumda. Bu nedenle fiili ödeme yerine taahhüt modeline geçilmesi, teknik olarak doğru olsa bile algı yönetimi açısından riskli olabilir. Mevcut fonların durumu, yeni sistemin nasıl işleyeceği ve devlet katkısının ne zaman ve hangi koşullarda hesaba yansıyacağı net biçimde anlatılmazsa, katılımcı nezdinde güven kaybı oluşması muhtemel.

BES İçin Bir Yol Ayrımı

Bireysel Emeklilik Sistemi ve devlet katkısı, Türkiye’nin gerçekten başarılı finansal uygulamalarından biri. Son yıllarda sisteme yönelik ilginin hızla artması da bunu açıkça gösteriyor. Ancak gelinen noktada BES, birçok katılımcı için bir emeklilik sisteminden ziyade orta–uzun vadeli bir tasarruf aracı olarak kullanılıyor.

%30 devlet katkısı bu sistemin en güçlü teşvik unsuru ve korunmasında büyük fayda var. Elbette kamu maliyesi üzerindeki baskıyı da yok saymak mümkün değil. Öte yandan bu baskı, yalnızca bir kısıt değil aynı zamanda bir reform fırsatı sunuyor. Çünkü mevcut yapı, zamanla yüksek gelir grubunun daha fazla faydalandığı bir teşvik mekanizmasına dönüşme riski taşıyor.

Bu nedenle devlet katkısı tartışmasını basit bir bütçe kalemi indirimi olarak ele almak yerine, BES’i gerçek anlamda bir emeklilik sistemine dönüştürecek bir yeniden tasarım süreci olarak görmek gerekiyor. Doğru hedeflenmiş, daha adil ve uzun vadeli tasarrufu gerçekten ödüllendiren bir devlet katkısı uygulaması, hem kamu maliyesi hem de katılımcılar açısından kazan-kazan modeli yaratabilir.


Kaynaklar

Bu çalışmada kullanılan veriler, Emeklilik Gözetim Merkezi (EGM) tarafından yayımlanan ve https://www.egm.org.tr/bilgi-merkezi/istatistikler/ adresinde yer alan istatistiklerden derlenmiştir. Yararlanılan başlıca raporlar:

  • Hazine Tarafından Ödenmiş Devlet Katkısı Tutarlarının Dağılımı
  • Katılımcıların Yaş Aralıklarına Göre Ödenen Devlet Katkısı Tutarının Oransal Dağılımı
  • Katılımcıların Sahip Oldukları Devlet Katkısı Fon Tutarının Dağılımı
  • Sonlanan Sözleşmelerin Kıdem Ayına Göre Dağılımı
  • Sonlanan Sözleşme-Sertifikaların Sonlanma Nedenine Göre Dağılımı
Scroll to Top