TES Gerçeği: Tamamlayıcı Emeklilik Kimi Dışarıda Bırakıyor?

Türkiye, 2026 yılında emeklilik sisteminin ikinci basamağını güçlendirmeyi amaçlayan önemli bir reforma hazırlanıyor. Mevcut Otomatik Katılım Sistemi (OKS) üzerine inşa edilmesi planlanan Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi (TES), çalışanların emeklilik dönemindeki gelirlerini destekleyecek uzun vadeli bir tasarruf yapısı oluşturmayı hedefliyor. Ancak bugüne kadar paylaşılan çerçeve, TES’in ağırlıklı olarak ücretli istihdama dayalı bir model olarak tasarlandığını gösteriyor. Sistemin kapsamının 4/A (işçi) ve 4/C (memur) statüsündeki çalışanlarla sınırlı tutulması, bu yaklaşımın en belirgin göstergesi.

Bu noktada temel soru kaçınılmaz hale geliyor: 4/B kapsamında yer alan Bağ-Kur’lular ve serbest meslek sahipleri bu yeni yapının neresinde duracak? Türkiye’de kayıtlı istihdamın önemli bir bölümünü oluşturan bu grubun TES dışında kalması, reformun kapsayıcılığı ve uzun vadeli etkileri açısından kritik sonuçlar doğurabilir. Tamamlayıcı emeklilik sisteminin gerçekten “tamamlayıcı” olabilmesi, yalnızca bordrolu çalışanları değil, çalışma hayatının tüm ana aktörlerini ne ölçüde kapsayabildiğiyle yakından ilişkili.

Serbest Çalışanlar Dışarıda Kalırsa, Sistemin Etkisi Sınırlı Olur

Tamamlayıcı emeklilik sisteminin temel hedefi, emeklilik döneminde bireylerin gelirlerini destekleyecek ek fon birikimini artırmak ve uzun vadeli tasarrufları güçlendirmektir. Ancak Türkiye’de kayıtlı istihdam yalnızca ücretli çalışanlardan oluşmuyor; serbest meslek sahipleri ve küçük işletme sahipleri de çalışma hayatının önemli bir bölümünü oluşturuyor. Bu kesimin sistemin dışında bırakılması, TES’in hedeflediği tasarruf hacmine ulaşmasını zorlaştırabileceği gibi, sermaye piyasalarına yönlendirilecek uzun vadeli kaynak miktarını da sınırlayabilir.

Varlık temelli emeklilik sistemlerinde, bireylerin kendi birikimleri ve yatırım getirileri emeklilik gelirinin temelini oluşturur. Bu tür yapılarda serbest meslek sahiplerinin kapsam dışında kalması, yalnızca sosyal adalet açısından değil, sistemin uzun vadeli sürdürülebilirliği bakımından da riskler barındırır. Kapsayıcılık bu noktada normatif bir tercih olmanın ötesine geçer ve ekonomik bir zorunluluk haline geliyor. Nitekim birçok OECD ülkesinde, serbest meslek sahiplerinin sisteme katılımını mümkün kılan esnek katkı tabanları* ve alternatif modeller uygulanmakta; böylece hem tasarruf tabanı genişletilmekte hem de emeklilik sistemlerinin dayanıklılığı artırılmaktadır.

OECD’de Serbest Meslek Sahiplerinin Emekliliği

OECD ülkelerinde serbest meslek sahiplerinin emeklilik sistemine dâhil edilme biçimleri ülkeden ülkeye farklılık gösteriyor. Pek çok ülkede serbest çalışanlar, ücretli çalışanlarla aynı emeklilik sistemlerinin parçası olsa da önemli bir fark öne çıkıyor: çalışanlar katkı yükünü işverenleriyle paylaşırken, serbest meslek sahipleri katkının tamamını kendi gelirlerinden karşılamak zorunda kalıyor. Bu durum, özellikle düzensiz gelir yapısına sahip gruplarda katkı sürekliliğini zorlaştırıyor ve uzun vadede düşük emeklilik geliri riskini artırıyor.

Bu sorunu aşmak için bazı ülkeler katkı tabanını daha esnek hale getiriyor. Çek Cumhuriyeti’nde primler, gelir ile gider farkının belirli bir oranı üzerinden hesaplanırken; Macaristan’da beyan edilen gelir esas alınıyor. Portekiz ve İspanya gibi ülkelerde ise serbest meslek sahiplerine katkı tabanını belirli sınırlar içinde seçme imkânı tanınıyor. Bu yaklaşım, katkı yükünü gelire uyarlayarak sisteme katılımı kolaylaştırmayı ve kayıtlı kalıcılığı artırmayı hedefliyor [1].

Devlet Desteği: Katılımı Güçlendiren Temel Unsur

Esnek katkı yapıları tek başına yeterli görülmediğinde, devlet desteği devreye giriyor. Finlandiya, Avusturya, Almanya ve Güney Kore gibi ülkelerde serbest meslek sahipleri ve çiftçiler için katkı oranları düşürülüyor veya toplam katkının bir bölümü kamu tarafından karşılanıyor. Polonya örneğinde ise özellikle çiftçiler için uygulanan model dikkat çekici: katkı tutarları görece düşük tutulurken, emeklilik hakları çalışanlara yakın seviyede korunuyor ve sistemin finansmanında devletin payı oldukça yüksek.

OECD’nin Pensions at a Glance 2023 raporu, serbest meslek sahiplerinin hâlâ çalışanlara kıyasla dezavantajlı bir konumda olduğunu ortaya koyuyor. Aynı sistem içinde yer alsalar bile, bu grubun daha düşük katkı ödediği ve buna paralel olarak daha düşük emeklilik geliri elde ettiği görülüyor. Buna karşılık ülkeler arasında önemli politika farklılıkları da bulunuyor. Bazı ülkeler düşük gelirli serbest meslek sahipleri için katkı tabanını daraltırken, bazıları katkının belirli bir bölümünü doğrudan üstleniyor [2].

OECD’nin Pensions Outlook 2024 raporu ise bu tabloyu net bir çerçeveye oturtuyor. Rapora göre serbest meslek sahiplerinin emeklilik sistemlerine etkin katılımı iki temel unsur etrafında şekilleniyor: esneklik ve devlet desteği. Gelir seviyesine uyarlanmış katkı tabanları, tercih imkânları ve kamu katkıları birlikte uygulandığında, bu grubun sistemde kalıcılığı ve uzun vadeli birikimi anlamlı biçimde artıyor [3].

Türkiye’de Bağ-Kur’luların Mevcut Konumu

TES tartışmaları sürerken, serbest meslek sahipleri ve küçük esnafı kapsayan Bağ-Kur’lular, mevcut sosyal güvenlik yapısının en kırılgan gruplarından biri olarak öne çıkıyor. Bu kırılganlığı artıran en güncel düzenlemelerden biri de Bağ-Kur’luları doğrudan ilgilendiren ihya uygulaması oldu. 7566 sayılı Kanun ile düzenlenen değişiklikler, 19 Aralık 2025 tarihli ve 33112 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Buna göre, durdurulmuş sigortalılık sürelerinin yeniden canlandırılması için ödenen Bağ-Kur ihya prim oranı** yüzde 34,75’ten yüzde 45’e yükseltildi.

Söz konusu artış, geçmiş prim borçlarını ödeyerek emeklilik hakkını yeniden kazanmak isteyen Bağ-Kur’lular açısından maliyetleri belirgin biçimde artırıyor. İhya primlerindeki bu yükseliş, serbest meslek sahiplerinin emeklilik planlamasını zorlaştırırken, mevcut sosyal güvenlik sisteminde Bağ-Kur’luların karşı karşıya olduğu gelir ve prim baskısını daha görünür hâle getiriyor.

Öte yandan enflasyon kaynaklı gelir kaybı, emeklilikteki gelir yetersizliğini daha görünür hâle getiriyor. Ocak ayında açıklanan verilerle birlikte altı aylık enflasyon oranı yüzde 12,19’e ulaşırken, SGK ve Bağ-Kur emeklilerinin en düşük aylığı 20.000 TL’ye yükseldi. Ancak bu artış, artan yaşam maliyetleri karşısında sınırlı bir rahatlama sağlıyor. Bu noktada TES, özellikle Bağ-Kur’lular açısından yalnızca devlet kaynaklı maaş artışlarına bağımlı kalmadan, emeklilik döneminde ek birikim yaratabilecek alternatif bir gelir kanalı olarak önem kazanıyor.

Çalışan–Emekli Dengesi ve TES’in Tamamlayıcı Rolü

Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) Ağustos 2025 verileri, sosyal güvenlik sisteminde çalışan–emekli dengesinin giderek sıkıştığını ortaya koyuyor. 4/A, 4/B ve 4/C kapsamındaki toplam zorunlu sigortalı sayısı 24,0 milyon seviyesindeyken, emekli aylığı alanların sayısı 12,2 milyona ulaşmış durumda. Toplamda zorunlu sigortalı başına düşen emekli oranı 1,97’ye kadar gerilemiş bulunuyor [4].

Tablo: SGK Kapsamında Zorunlu Sigortalı ve Emekli Dengesi (Ağustos 2025)

KapsamZorunlu Sigortalı SayısıEmekli (Yaşlılık Aylığı Alan)Zorunlu Sigortalı / Emekli Oranı
4/A (İşçi)16.974.1408.744.8901,94
4/B (Bağ-Kur)3.408.5481.796.0021,90
4/C (Memur)3.641.6271.680.1292,17
Toplam24.024.31512.221.0211,97

Alt kırılımlar bu tabloyu daha net gösteriyor. 4/A kapsamında bu oran 1,94 seviyesindeyken, Bağ-Kur’luları kapsayan 4/B grubunda 1,9’a kadar düşüyor. Kamu çalışanlarını kapsayan 4/C grubunda ise oran 2,17 ile görece daha yüksek seyrediyor. Bu veriler, aktif–pasif dengenin özellikle Bağ-Kur’lular açısından daha kırılgan bir yapıya işaret ettiğini gösteriyor. Yaşam süresinin uzamasıyla birlikte, kamu tarafından sağlanan tekil emekli aylıklarının yeterliliği de daha fazla sorgulanır hâle geliyor.

Bu tablo, TES’in neden yalnızca bireysel bir tasarruf aracı değil, aynı zamanda sistemsel bir tamamlayıcı unsur olarak ele alındığını da açıklıyor. TES, kamu maaşına ek bir birikim imkânı sunarak emeklilik gelirlerinin çeşitlenmesine katkı sağlayabilir. Ancak bu tamamlayıcı rolün gerçek karşılık bulabilmesi, yalnızca düzenli maaş ve prim akışına sahip ücretli çalışanlarla sınırlı kalmamasına bağlı. Mevcut tasarım, devlet katkısı ve işveren desteğiyle bordrolu istihdama dayanırken, düzensiz gelir yapısına sahip Bağ-Kur’lular ve serbest meslek sahipleri TES’in sunduğu avantajlardan sınırlı ölçüde yararlanabiliyor.

Sonuç: Kapsayıcılık Olmadan Tamamlayıcılık Mümkün Mü?

TES, Türkiye’nin uzun vadeli tasarruf oranlarını artırmayı, sermaye piyasalarını derinleştirmeyi ve emeklilik döneminde gelir güvencesini güçlendirmeyi amaçlıyor. Ancak Bağ-Kur’luların ve serbest meslek sahiplerinin sistem dışında kaldığı bir tasarım, bu hedeflerin ancak sınırlı bir bölümüne ulaşabilir. TES’in başarısı, yalnızca fon büyüklüğü ya da katılımcı sayısıyla değil, sistemin hangi kesimleri kapsadığıyla ölçülecek.

Bu açıdan bakıldığında Bağ-Kur’luların kapsama alınması, yalnızca sosyal adaletle ilgili bir tercih değil; aynı zamanda ekonomik sürdürülebilirlik açısından da kritik bir unsur. Aktif–pasif dengenin giderek zorlandığı bir yapıda, tamamlayıcı emeklilik sisteminin dar bir istihdam grubuna dayanması, sistemin uzun vadeli katkısını sınırlama riski taşıyor. TES’in gerçekten tamamlayıcı bir role kavuşabilmesi, kırılgan grupların da düzenli birikim yapabileceği esnek ve erişilebilir mekanizmaların tasarlanmasına bağlı.

OECD ülkelerindeki uygulamalar, serbest meslek sahiplerini dışlamayan; aksine esnek katkı tabanları ve kamu desteğiyle sisteme katılımı kolaylaştıran modellerin mümkün olduğunu gösteriyor. Türkiye’nin TES tasarımı da bu deneyimlerden yararlanabilir. Aksi hâlde sistem, emeklilikte gelir güvencesini genişleten bir reformdan ziyade, ağırlıklı olarak maaşlı kesimin ikinci birikim aracı olarak kalma riskiyle karşı karşıya. Sonuç olarak TES, Türkiye için önemli bir fırsat sunuyor. Ancak bu fırsatın gücü, “kaç kişinin sisteme dahil olduğu”ndan çok, “kimlerin sistemin dışında bırakıldığı” sorusuna verilecek yanıtla şekillenecek.


Kaynaklar

*Katkı Tabanı: Emeklilik sistemlerinde, sigorta primlerinin hangi gelir düzeyi esas alınarak hesaplandığını ifade eder. Katkı tabanı; ödenecek prim tutarını, dolayısıyla emeklilik döneminde elde edilecek geliri doğrudan etkiler.

**Bağ-Kur İhya Prim Oranı: Prim borcu nedeniyle daha önce silinmiş veya dondurulmuş Bağ-Kur hizmet sürelerinin, belirlenen primlerin ödenmesi yoluyla yeniden geçerli hâle getirilmesini ifade eder. Bu uygulama, emeklilik hakkının yeniden kazanılmasına imkân tanır.

[1] Choi, J. (2009). Pension schemes for the self-employed in OECD countries (OECD Working Papers on Insurance and Private Pensions, No. 84). OECD Publishing. https://www.oecd.org/content/dam/oecd/en/publications/reports/2009/04/pension-schemes-for-the-self-employed-in-oecd-countries_g17a1cc6/224535827846.pdf

[2] Organisation for Economic Co-operation and Development. (2023). Pensions at a glance 2023. OECD Publishing. https://www.oecd.org/en/publications/2023/12/pensions-at-a-glance-2023_4757bf20.html

[3] Organisation for Economic Co-operation and Development. (2024). OECD pensions outlook 2024. OECD Publishing. https://www.oecd-ilibrary.org/en/publications/oecd-pensions-outlook-2024_51510909-en.html

[4] Sosyal Güvenlik Kurumu. (2025). Aylık istatistik bülteni (Ağustos 2025). https://www.sgk.gov.tr/Istatistik/Aylik/42919466-593f-4600-937d-1f95c9e252e6

Scroll to Top