2026 yılında sigorta sektörü, ekonomik ve jeopolitik dalgalanmaların gölgesinde ilerliyor. Buna artan doğal afet sıklığı da eklenince belirsizlik daha görünür hale geliyor. Sektörün geleneksel sınırları netliğini kaybediyor. Dağıtım kanalları birleşiyor. Teknoloji, iş yapış biçimlerini doğrudan etkiliyor. Müşterilerin beklentileri de bu dönüşüme paralel olarak değişiyor. Değer, hız ve güven artık daha belirleyici başlıklar haline geliyor [1].
Bu kadar hareketli bir ortamda eski alışkanlıklarla ilerlemek zorlaşıyor. Sigorta şirketlerinin operasyonlarını, ürün yapılarını ve paydaşlarla kurdukları ilişkileri yeniden düşünmeleri gerekiyor. 2026’ya bakarken sektörün karşı karşıya olduğu zorlukları ve bu zorlukların içinde oluşan fırsat alanlarını, küresel sigorta aktörlerinin raporları doğrultusunda ele alıyoruz.
Ekonomik Belirsizlikler ve Makroekonomik Ortam
Dalgalı Ekonomi, Artan Maliyet Baskısı
Dalgalı ekonomik koşullar, sigorta sektörü için hem risk hem de fırsat yaratıyor. Küresel büyümenin 2025 sonrası dönemde yavaşlaması, enflasyonun ise gelişmiş ülkelerde hedeflerin üzerinde seyretmesi bekleniyor. Bu tablo, hasar maliyetlerini yukarı çekerken kârlılık üzerinde baskı oluşturabiliyor. Bazı pazarlarda prim artış hızının yavaşlaması da bu baskıyı daha görünür hale getiriyor [2].
ABD örneği bu durumu net biçimde gösteriyor. 2024’te güçlü bir teknik sonuç elde edilmesine rağmen, 2025 ve 2026 için hasar oranlarında yeniden bozulma öngörülüyor. Jeopolitik gerilimler ve ticarette artan korumacılık da ekonomik aktiviteyi zayıflatarak kredi risklerini ve yatırım portföylerini olumsuz etkileyebiliyor.
Belirsizlik Arttıkça Sigortaya İhtiyaç Büyüyor
Risklerin çoğaldığı dönemlerde sigortaya olan talep de artıyor. Küresel sigorta raporları, şirketlerin belirsizlik ortamında risklerini daha fazla güvence altına alma eğiliminde olduğunu ortaya koyuyor. 2024 yılında küresel prim üretiminin güçlü biçimde artması da bu eğilimi destekliyor. Belirsizlik, sigorta için bir fren değil, çoğu zaman bir hızlandırıcı işlev görüyor.
Yüksek faiz ortamı, sigorta sektörü açısından dengeleyici bir unsur oluşturuyor. Uzun vadeli yatırım getirilerinin artması, özellikle hayat ve emeklilik ürünlerinde finansal dayanıklılığı güçlendiriyor. ABD’de emeklilik ürünlerine olan ilginin son dönemde artması bu etkinin somut bir göstergesi.
Benzer şekilde savunma ve altyapı yatırımlarındaki yükseliş ile iklim risklerine dair farkındalığın artması, Avrupa’da elementer branşlara olan talebi destekliyor. Bu alanlarda önümüzdeki yıllarda prim üretiminin canlı kalması bekleniyor [3].
Yaşlanan Nüfus, Değişen İhtiyaçlar
Makroekonomik tabloyu etkileyen bir diğer önemli unsur da demografik dönüşüm. Küresel nüfus yaşlanıyor. Bu durum sigorta şirketlerini ürün yapılarını yeniden düşünmeye zorluyor. Aile odaklı klasik koruma çözümlerinin yanında, uzun yaşam, emeklilik geliri ve sağlık odaklı ürünler daha fazla öne çıkıyor.
Yaşlanma aynı zamanda şirketlerin yükümlülük yapısını da değiştiriyor. Daha uzun vadeli sorumluluklar, sermaye planlamasını ve risk yönetimini daha kritik hale getiriyor. Buna rağmen sektör, 2026’ya finansal açıdan görece güçlü bir başlangıç yapıyor.
Swiss Re verileri, küresel sigorta sektöründe sermaye yeterliliğinin yüksek seviyelerde seyrettiğini gösteriyor. Güçlü likidite yapısı ve artan yatırım gelirleri sayesinde özkaynak kârlılığının da sağlıklı bir düzeyde korunması bekleniyor [3]. Bu tablo, olası ekonomik şoklara karşı sektörün manevra alanını genişletiyor.
Regülasyon ve Politik Gelişmeler
Daha Sıkı Kurallar, Artan Uyum Yükü
2026’da sigorta sektörü, daha sıkı düzenlemelerle karşı karşıya. Finansal istikrarı güçlendirme amacıyla sermaye ve rezerv yapısına ilişkin kurallar güncelleniyor. ABD’de düzenleyici otoriteler, varlık risklerinin daha dikkatli hesaplanmasını hedefleyen adımlar atıyor. Uluslararası alanda da sigorta şirketlerini doğrudan ilgilendiren yeni muhasebe ve sermaye çerçeveleri yürürlüğe girmiş durumda. Bu gelişmeler, raporlama süreçlerinden sermaye planlamasına kadar birçok alanda uyum ihtiyacını artırıyor.
Özel Sermaye ve Düzenleyici Dikkatin Artması
Sigorta sektörüne gelen yeni sermaye kaynakları, düzenleyicilerin odağında. Özellikle hayat sigortası alanında özel sermaye yatırımlarının artması, denetim yaklaşımının daha yakından izlenmesine neden oluyor. Bazı ülkelerde yayımlanan rehberler, bu yatırımların uzun vadeli etkilerini daha dikkatli değerlendirme yönünde bir irade olduğunu gösteriyor.
Bu tablo, sektöre dışarıdan giren yatırımcılar için belirsizliği artırıyor. Artık yalnızca mevcut kurallara uyum sağlamak yeterli değil. Kuralların hangi yöne evrilebileceğini de öngörmek gerekiyor [1].
Yeniliği Destekleyen Düzenleyici Adımlar
Tüm bu sıkılaşmaya rağmen, bazı ülkelerde düzenleyici yaklaşım daha esnek ilerliyor. Özellikle dijital çözümler ve yeni teknolojiler konusunda deneme alanları açılıyor. Asya’da bazı merkezlerde düzenleyiciler, sigorta şirketlerinin yeni uygulamaları kontrollü biçimde test edebilmesine olanak tanıyor.
Benzer şekilde veri paylaşımını teşvik eden çerçeveler, daha kişiye özel ürünlerin önünü açıyor. Bu ortam, yeni dağıtım kanallarının ve dijital iş birliklerinin gelişmesini destekliyor. Yerleşik sigorta şirketleri de bu sayede teknoloji odaklı girişimlerle daha yakın çalışmaya başlıyor. Düzenleyici yaklaşımın destekleyici olduğu ülkelerde dönüşümün daha hızlı ilerlediği görülüyor.
Küresel Parçalanma Riski
Regülasyon alanındaki en önemli sorunlardan biri, ülkeler arasında artan yaklaşım farkları. Her ülkenin farklı kurallar uygulaması, özellikle birden fazla pazarda faaliyet gösteren sigorta şirketleri için maliyeti ve karmaşıklığı artırıyor. Küresel anketler, yasal düzenlemelerdeki değişimlerin şirketler tarafından en önemli risk başlıkları arasında görüldüğünü ortaya koyuyor [4].
Ticaret politikalarındaki belirsizlikler ve yaptırımlar da bu tabloyu ağırlaştırıyor. Uluslararası sözleşmelerde öngörülebilirliğin azalması, uzun vadeli plan yapmayı zorlaştırıyor. Bu parçalı yapı, iklim riski, siber tehditler veya küresel sağlık krizleri gibi alanlarda ortak çözümler üretmeyi de güçleştiriyor. Sigorta maliyetlerinin artması ve kapsama alanlarının daralması riski gündeme geliyor.
Dijitalleşme ve Teknolojik Dönüşüm
Dijitalleşme Artık Bir Tercih Değil
Sigorta sektörü dijital dönüşümde önemli bir yol aldı. Buna rağmen 2026 itibarıyla yapılması gerekenler hâlâ fazla. Dijitalleşme yalnızca işlemleri hızlandırmak anlamına gelmiyor. İş modellerini, ürün yapısını ve müşteriyle kurulan ilişkiyi baştan ele almayı gerektiriyor.
Pandemi sonrası dönemde birçok sigorta şirketi satış ve hizmet süreçlerini dijital kanallara taşıdı. Acenteler ve bankalar bu dönüşümün önemli parçaları oldu. Bunun yanında sigortanın, başka ürün ve hizmetlerin içine görünmeden yerleştiği yeni modeller yaygınlaşmaya başladı. Müşteri bir alışveriş yaparken ya da bir hizmet satın alırken sigorta da sürecin doğal bir parçası haline geliyor [5].
Günlük Hayata Giren Sigorta Modelleri
Sigorta giderek müşterinin günlük hayatına yaklaşıyor. Araç paylaşımı, kısa süreli kiralama ve benzeri yeni ulaşım alışkanlıkları bu dönüşümün en net örnekleri arasında yer alıyor. Bu alanlarda klasik ürünler yetersiz kalıyor.
Sigorta şirketleri fiyatlamayı, ürün yapısını ve hasar süreçlerini yeniden düşünmek zorunda kalıyor. Kullanıma bağlı primler, daha esnek teminat yapıları ve hızlı hasar çözümleri bu değişimin öne çıkan başlıkları arasında yer alıyor.
Dağıtım Kanalları Yeniden Şekilleniyor
Dijitalleşme yalnızca teknoloji tarafında değil, dağıtım tarafında da ciddi bir dönüşüm yaratıyor. Özellikle hayat ve sağlık sigortasında aracı kurumlar arasında birleşmeler hız kazandı. Bu durum, dağıtım yapısını daha karmaşık hale getiriyor. Aracı kurumların pazarlık gücü artarken, roller de netliğini kaybediyor. Acente, broker ve danışman ayrımı birçok pazarda daha geçirgen hale geliyor [1].
Sigorta şirketleri bu yeni yapıya uyum sağlamak için farklı dağıtım stratejileri geliştirmeye yöneliyor. Bazı şirketler büyük aracı gruplarına özel ürünler sunuyor. Bazıları ise satış ve hizmet süreçlerini destekleyen dijital araçlara yatırım yapıyor. Müşteri verisinin daha etkin kullanılması da bu sürecin önemli bir parçası haline geliyor.
Entegrasyon Yeteneği Rekabet Avantajı Yaratıyor
Dijital dönüşümde teknik uyum giderek daha kritik bir konuya dönüşüyor. Sigorta şirketlerinin farklı sistemlerle sorunsuz çalışabilmesi artık bir beklenti haline gelmiş durumda. Yapılan araştırmalar, işverenlerin önemli bir bölümünün, sigorta şirketlerinin kendi sistemleriyle uyum sağlayamaması halinde alternatif arayışına girdiğini gösteriyor.
Bu durum, esnek ve uyumlu teknoloji altyapısına sahip şirketler için ciddi bir avantaj yaratıyor. Dijital bağlantı kurabilen, veri paylaşımını kolaylaştıran yapılar rekabette öne çıkıyor.
Altyapı Tartışması Devam Ediyor
Birçok sigorta şirketi uzun süredir ana sistemlerini yenilemeye çalışıyor. Eski teknolojilerin yerine daha esnek ve güncel çözümler konulması hedefleniyor. Ancak bu tür projeler yüksek maliyetli ve uzun vadeli olduğu için yönetim tarafında tereddütler oluşuyor. Bazı şirketler, büyük sistem dönüşümleri yerine daha esnek ve aşamalı çözümlere yöneliyor.
Yeni teknolojilerin, özellikle yapay zekâ temelli uygulamaların, bu dönüşümde belirleyici olabileceği düşünülüyor. Bazı alanlarda teknik ekiplerden önce işi yapan uzmanların çözüm üretmesi de bu değişimin dikkat çekici yönlerinden biri.
İnsan Kaynağı En Az Teknoloji Kadar Önemli
Dijital dönüşümün en zorlu taraflarından biri insan kaynağı. Yeni araçları kullanabilecek, veriyi okuyabilecek ve teknolojiyi işin içine katabilecek çalışan bulmak giderek zorlaşıyor. Aynı zamanda birçok ülkede sigorta sektöründe emeklilik dalgası yaşanıyor. Deneyimli kadroların ayrılması, bilgi aktarımını daha da kritik hale getiriyor [6].
Genç çalışanlar ise sektörü hâlâ yeterince cazip bulmayabiliyor.Özellikle teknoloji tarafında çalışan yetenekler, kısa süreli denemelerden sonra rutin işlere yönlendirildiklerinde motivasyon kaybı yaşayabiliyor. Bu tablo, dijital dönüşümün yalnızca teknoloji yatırımıyla sınırlı kalmaması gerektiğini gösteriyor. Süreçlerin yeniden tasarlanması, ekiplerin eğitilmesi ve kurum kültürünün dönüşüme uyum sağlaması en az teknik altyapı kadar belirleyici oluyor.
Yapay Zekâ ve Veri Analitiği
Denemeden Gerçek Kullanıma Geçiş
Yapay zekâ, sigortacılığın hemen her alanında oyunun kurallarını değiştirme potansiyeli taşıyor. 2025 yılında sektörde birçok deneme yapıldı. 2026’ya gelindiğinde ise şirketler bu denemeleri büyütmeye ve gerçek iş sonuçları üretmeye odaklanıyor.
Özellikle sahtekârlık tespiti, yapay zekânın en somut fayda sağladığı alanlardan biri haline geldi. Hasar dosyalarındaki olağan dışı hareketleri tespit eden sistemler, şüpheli işlemlerin daha erken fark edilmesini sağlıyor. Küresel çalışmalara göre, bu alandaki uygulamalar önümüzdeki yıllarda ciddi maliyet tasarrufu potansiyeli taşıyor [1].
Müşteri Hizmetleri ve Risk Değerlendirmede Yeni Dönem
Üretken yapay zekâ uygulamaları, müşteri hizmetleri ve risk değerlendirme süreçlerinde öne çıkıyor. Bazı sigorta şirketleri, gelen başvuruları önceliklendiren ve teklif sürecini hızlandıran destek sistemlerini devreye aldı. Çağrı merkezlerinde kullanılan akıllı yardımcılar ise basit taleplerin anında çözülmesini sağlıyor.
Bu uygulamalar hız ve verimlilik sağlasa da, sektör genelinde yapay zekânın henüz tam potansiyeline ulaşmadığı görülüyor. Yapılan analizler, sigorta şirketlerinin teknoloji bütçelerinde yapay zekâya ayrılan payın hâlâ sınırlı olduğunu gösteriyor. Ayrıca çok az şirket, bu yatırımların finansal etkisini net biçimde ölçebiliyor [2].
Fırsatlarla Birlikte Yeni Riskler
Yapay zekâ sigorta sektörü için güçlü bir araç. Doğru kullanıldığında süreçleri hızlandırıyor, maliyetleri düşürüyor ve müşteri deneyimini iyileştiriyor. Risklerin daha doğru değerlendirilmesini de mümkün kılıyor. Ancak bu tabloya yeni riskler de eşlik ediyor. Yapay zekâ uygulamalarıyla birlikte operasyonel, hukuki ve itibar riskleri daha görünür hale geliyor.
2026’ya girerken birçok şirket için yapay zekâ kaynaklı riskler, siber tehditlerin hemen ardından gelen önemli endişe başlıklarından biri olarak öne çıkıyor [4]. Allianz Risk Barometresi anket sonuçları da bu ikilemi gösteriyor. Sektör temsilcilerinin önemli bir kısmı yapay zekânın fayda sağladığını düşünürken, kayda değer bir kesim risklerin ağır bastığını ifade ediyor.
Sorumluluk ve Güven Sorusu
Yapay zekâya dair en kritik sorulardan biri sorumluluk meselesi. Otomatik karar veren sistemler hatalı ya da önyargılı sonuçlar üretirse bunun sorumluluğu kime ait olacak. Ayrıca telif hakları, ayrımcılık riski ve veri kullanımı gibi başlıklar da hukuki tartışmaları beraberinde getiriyor.
Şirketler açısından bir diğer zorluk da yapay zekânın kurum içinde nasıl yönetileceği. Veri kalitesi, sistemlerin birbiriyle uyumu ve bu alanı yönetecek yetkin ekiplerin varlığı, başarının temel belirleyicileri arasında yer alıyor. Yapay zekâdan gerçek değer üretmek, yalnızca teknolojiyi satın almakla değil, onu doğru beslemekle mümkün oluyor.
Stratejik Olgunlaşma Dönemi
Buna rağmen birçok sigorta şirketi yapay zekâ konusunda daha net bir yol haritası oluşturmaya başladı. Küçük verimlilik kazanımlarıyla yetinmek yerine, yapay zekâyı işin merkezine koyan daha kapsamlı dönüşüm planları gündemde.
Risk değerlendirme süreçlerinin daha dinamik hale gelmesi, karar alma hızının artması ve müşteri deneyiminin yeniden tasarlanması bu yaklaşımın temel başlıkları arasında yer alıyor. Önümüzdeki dönemde yapay zekânın, iş akışlarını ve organizasyon yapısını daha derinden etkilemesi bekleniyor [6].
İnsan ve Yapay Zekâ Birlikte
Uygulamada en iyi sonuçların, tam otomasyon yerine insan ve yapay zekânın birlikte çalıştığı modellerde alındığı görülüyor. Yapay zekâ rutin işleri üstlenirken, uzmanlar nihai kararları vermeye devam ediyor. Bu sayede hem hız kazanılıyor hem de güven duygusu korunuyor.
2026, sigorta sektörü için yapay zekâyı deneme aşamasından çıkarıp gerçek bir değer üretim aracına dönüştürme yılı olabilir. Bunu başaran şirketler, maliyet avantajı elde ederken müşteri memnuniyetini ve pazar payını da artırma şansı yakalayacak.
Siber Riskler ve Güvenlik
Dijital Bağımlılık, Artan Tehditler
Dijitalleşmenin hızlanmasıyla birlikte siber riskler sigorta sektörünün en kritik başlıklarından biri haline geldi. Küresel risk araştırmaları, siber olayların son yıllarda işletmeler için en büyük tehdit olarak öne çıktığını gösteriyor. Veri sızıntıları, sistem kesintileri ve fidye yazılımları artık istisna değil, günlük risklerin bir parçası [4].
Bu durum, ekonominin ve iş süreçlerinin dijital altyapılara her zamankinden daha bağımlı hale geldiği bir dönemde yaşanıyor. Dijital sistemler büyüdükçe saldırı yüzeyi de genişliyor.
Şirket İçi Riskler: Veri ve Güven Meselesi
Sigorta şirketleri çok büyük miktarda hassas müşteri verisi yönetiyor. Bulut çözümleri, farklı sistemlerin birbiriyle bağlantısı ve yeni teknolojiler operasyonları kolaylaştırırken güvenlik risklerini de artırıyor. Son yıllarda yaşanan büyük ölçekli veri ihlalleri, bu risklerin ne kadar somut olduğunu açıkça gösterdi.
Müşteri bilgilerinin sızması yalnızca maddi kayıp yaratmıyor. Kuruma duyulan güveni de derinden zedeliyor. Bu nedenle siber güvenlik, teknik bir konu olmanın ötesine geçmiş durumda. 2026’ya girerken sigorta şirketleri için öncelik, güçlü savunma yapıları kurmak, dış hizmet sağlayıcıları yakından izlemek ve tüm organizasyonda güvenlik bilincini yerleştirmek olmalı [1].
Küçük ve Orta Ölçekli Şirketler Daha Kırılgan
Büyük kurumlar siber güvenlik yatırımlarını artırsa da, daha sınırlı kaynaklara sahip işletmeler saldırılara karşı daha savunmasız kalıyor. Bu durum hem sigorta şirketlerinin kendi operasyonları hem de sigortalı portföyleri açısından ek risk yaratıyor. Siber olayların yalnızca tek bir firmayı değil, aynı anda birçok işletmeyi etkileyebilmesi sistemik risk endişesini artırıyor.
Siber Sigorta: Fırsat Mı, Yeni Bir Risk Mi?
Siber sigorta pazarı hızla büyüyor. Şirketler, siber saldırıların yol açtığı iş durması, veri kaybı ve fidye taleplerine karşı daha fazla güvence arayışına giriyor. Bu da sigortacılar için önemli bir büyüme alanı yaratıyor.
Ancak bu alan aynı zamanda yönetilmesi zor riskler barındırıyor. Siber tehditler sürekli değişiyor ve geçmiş verilere dayanarak fiyatlama yapmak giderek zorlaşıyor. Riskin coğrafi ya da sektörel sınırlarla kolayca ayrıştırılamaması, klasik hesaplama yöntemlerini zorlayan bir unsur olarak öne çıkıyor. Küresel raporlar, bu alanda modelleme ve fiyatlama kabiliyetlerinin geliştirilmesi gerektiğine dikkat çekiyor [2].
Risk Yönetiminde Yeni Yaklaşımlar
Büyük ölçekli bir siber olay, çok sayıda sigortalıyı aynı anda etkileyebilir. Bu nedenle dikkatli risk seçimi, reasürans kullanımı ve sözleşme kapsamlarının net biçimde tanımlanması her zamankinden daha önemli hale geliyor.
Buna rağmen doğru yaklaşımla yönetilen siber sigorta, sigortacılar için güçlü bir fırsat sunuyor. Şirketler yalnızca poliçe sunmakla kalmayıp, sigortalılarına risk azaltıcı hizmetler de sağlayabiliyor. Siber güvenlik danışmanlığı, olay müdahale desteği ve önleyici uygulamalar bu alanda müşteri bağlılığını artıran unsurlar arasında yer alıyor.
Değişen Müşteri Beklentileri ve Deneyimi
Hız, Süreklilik ve Kişisel Deneyim
Müşteri beklentileri, sigorta sektöründeki dönüşümün en güçlü itici unsurlarından biri haline geldi. Özellikle bireysel müşteriler ve küçük işletmeler, hızlı ve kesintisiz hizmet bekliyor. Poliçe satın almak, hasar bildirmek ya da ödeme sürecini takip etmek için dijital kanalları kullanmak artık temel bir beklenti.
Son yıllarda yapılan araştırmalar, dijital kanallardan sunulan hizmetlerin gelişmesinin müşteri memnuniyetini artırdığını gösteriyor [1]. Ancak birçok sigorta şirketi için bu alanda hâlâ önemli bir mesafe var. Ürünlerin yeterince kişiye özel olmaması ve farklı kanallarda tutarsız deneyimler yaşanması, memnuniyetin önündeki en büyük engeller arasında yer alıyor.
İş Birliğiyle Gelişen Yeni Çözümler
Müşteri deneyimini geliştirmek isteyen sigorta şirketleri, tek başına hareket etmek yerine iş ortaklarıyla birlikte çözüm üretmeye yöneliyor. Sürekli geri bildirim toplayan ve müşteri davranışlarını analiz eden yaklaşımlar, daha ihtiyaca uygun ürünlerin geliştirilmesini mümkün kılıyor.
Bu iş birlikleri yalnızca süreçleri hızlandırmakla kalmıyor, aynı zamanda sigortanın rolünü de genişletiyor. Hasar olduktan sonra ödeme yapan bir yapıdan, riski önlemeye yardımcı olan bir yapıya geçiş hızlanıyor. Ticari sigortalarda sunulan risk azaltıcı hizmetler bu dönüşümün en net örnekleri arasında yer alıyor. Böylece sigorta, müşterinin hayatına daha erken dokunan bir çözüm ortağı haline geliyor.
Doğru Kanal, Doğru Zaman
Müşteriyle kurulan temasın hangi kanalda gerçekleştiği artık en az içeriği kadar önemli. Her talep için tek bir kanal yeterli olmuyor. Basit işlemler dijital ortamda hızla çözülebilirken, daha karmaşık konular insan desteği gerektiriyor.
Bu nedenle sigorta şirketleri, müşteriyi ihtiyacına göre en uygun kanala yönlendirmeye odaklanıyor. Tüm iletişimlerin tek bir yapı içinde toplanması ve taleplerin doğru şekilde yönlendirilmesi, hem müşteri memnuniyetini artırıyor hem de operasyonel maliyetleri düşürüyor [1]. Doğru kurgulanan sistemlerde, basit talepler hızla çözülürken kritik konular deneyimli ekiplerin önüne düşüyor.
Empati ve İnsan Dokunuşu Hâlâ Kritik
Sigortacılık, en zor anlarda devreye giren bir güven mekanizması. Kayıp, hastalık ya da büyük bir hasar söz konusu olduğunda müşteriler yalnızca ödeme değil, anlayış ve netlik de bekliyor. Bu nedenle dijitalleşme artsa da insan temasının önemi ortadan kalkmıyor.
Birçok şirket, danışman ve acentelerini yeni araçlarla destekleyerek bu dengeyi kurmaya çalışıyor. Rutin işler otomatik sistemlerle çözülürken, insan kaynağı müşterinin özel durumuna odaklanabiliyor. Bazı sigorta şirketleri, çalışan performansını yalnızca satışla değil, müşteri memnuniyeti ve hizmet kalitesiyle ölçmeye başladı [1].
İklim Değişikliği ve Doğal Afet Riskleri
Artan Hasarlar, Artan Belirsizlik
İklim değişikliği, sigorta sektörü üzerinde en doğrudan etkiye sahip başlıklardan biri haline geldi. Son yıllarda doğal afetlerin hem sayısı hem de şiddeti artıyor. Bu durum sigortacılar için iki yönlü bir baskı yaratıyor. Hasar maliyetleri yükselirken, risklerin öngörülmesi giderek zorlaşıyor.
2025 yılı bu eğilimin net biçimde görüldüğü bir dönem oldu. Yılın ilk yarısında doğal afetlerin yol açtığı ekonomik kayıplar tarihi seviyelere ulaştı. Bu tablo, iklim risklerinin artık istisnai değil, kalıcı bir gündem olduğunu gösteriyor [7].
Koruma Açığı Azalıyor Ama Sorun Bitmiyor
Gelişmiş ülkelerde sigorta kapsayıcılığı yüksek olduğu için büyük kayıpların önemli bir bölümü sigorta sistemi tarafından karşılanabiliyor. Bu durum, sigortanın ekonomik şokları yumuşatma gücünü ortaya koyuyor. Küresel ölçekte koruma açığının daralması da bunun bir göstergesi.
Ancak bu tablo her bölge için geçerli değil. Gelişmekte olan ülkelerde sigorta yaygınlığı hâlâ sınırlı. Asya, Afrika ve Latin Amerika’nın birçok bölgesinde afetlerin yol açtığı zararların büyük kısmı sigortasız kalıyor. Bu da iklim risklerinin küresel ölçekte eşitsiz biçimde dağıldığını ortaya koyuyor [7].
Sigortanın Rolü Yeniden Tanımlanıyor
İklim riskleri, sigorta sektörünü yalnızca hasar ödeyen bir yapı olmaktan çıkarıyor. Küresel raporlar, sigortanın risk yönetimi ve risk azaltımı tarafında daha aktif rol üstlenmesi gerektiğine işaret ediyor. Çünkü artan afet maliyetleri karşısında yalnızca tazminat ödemek sürdürülebilir bir çözüm sunmuyor.
Sigorta sektörü, kamu ve özel sektörle birlikte çalışarak daha dayanıklı yapılar oluşturulmasında kritik bir rol oynayabilir. Kentsel planlama, altyapı yatırımları ve yapı standartları gibi alanlarda sigorta verilerinin yol gösterici olması giderek daha fazla önem kazanıyor.
Ürünlerde ve Modellerde Yenilik
Sigorta şirketleri, iklim risklerine uyum sağlamak için ürün tarafında da yenilikçi çözümler geliştiriyor. Belirli eşiklerin aşılmasıyla otomatik ödeme yapan parametrik ürünler bu yaklaşımın öne çıkan örneklerinden biri. Bu tür çözümler, özellikle afet sonrası hızlı nakit ihtiyacının kritik olduğu bölgelerde önemli bir boşluğu dolduruyor [8].
Ayrıca uydu verileri ve gelişmiş analiz araçları sayesinde risklerin daha erken tespit edilmesi mümkün hale geliyor. Orman yangınları, fırtınalar ve sel gibi olaylara karşı önleyici tedbirlerin alınması bu sayede desteklenebiliyor. Küresel sigorta şirketleri, bu teknolojileri kullanarak hem risk öngörüsünü güçlendiriyor hem de büyük hasarların finansal etkisini sermaye piyasalarına dağıtacak mekanizmalar geliştiriyor.
Sigortalanamaz Risk Tartışması
Bazı yıllarda afetlerin görece sakin geçmesi kısa vadeli bir rahatlama yaratabiliyor. Ancak uzun vadeli iklim eğilimleri yukarı yönlü. Gerekli önlemler alınmazsa, bazı bölgelerde belirli risklerin sigortalanamaz hale gelmesi ihtimali giderek daha fazla dile getiriliyor. Özellikle sık tekrar eden büyük afetlerin yaşandığı alanlarda bu tartışma şimdiden başlamış durumda [4].
Piyasayı Ayakta Tutma Dengesi
Önümüzdeki dönemde sigorta sektörü için en kritik sınavlardan biri, artan iklim hasarlarını yönetirken piyasayı işlevsel tutabilmek olacak. Bunun için yalnızca fiyatlama değil, risk azaltıcı hizmetler, reasürans yapıları ve kamu destekli mekanizmalar birlikte düşünülmek zorunda.
Bazı ülkelerde, iklim risklerinin belli katmanlarında kamunun devreye girmesi ya da son çare sigortacı rolünün paylaşılması tartışılıyor. Bu arayışlar, iklim risklerinin artık yalnızca sigorta sektörünün değil, tüm toplumun ortak sorunu haline geldiğini gösteriyor.
Sonuç
2026’da sigortacılık sektörü artık geçiş sürecinde değil. Yeni koşulların içinde çalışıyor. Belirsizlik kalıcı. Riskler daha karmaşık. Müşteri beklentileri daha yüksek. Bu ortamda öne çıkan şirketler, değişimi ertelemeyenler oluyor. Teknolojiyi gerçekten işe yaradığı yerde kullananlar. Ürünlerini, süreçlerini ve müşteriyle kurduğu ilişkiyi yeniden düşünenler.
Önümüzdeki yıllar, sigortacılığın neyi temsil ettiğini yeniden tanımlayacak. Sadece hasar ödeyen bir yapı mı, yoksa riski azaltan ve hayatı kolaylaştıran bir çözüm ortağı mı. Bu soruya verilecek yanıt, sektörün yönünü belirleyecek. 2026, sigorta şirketleri için zor bir yıl olabilir. Ama doğru okuyanlar için güçlü bir dönüşüm fırsatı da barındırıyor. Değişimi erteleyenler geride kalacak. Değişimi sahiplenenler ise sektörün yeni dengesini kuranlar olacak.
Kaynaklar
[1] Deloitte. (2025). 2026 global insurance outlook. https://www.deloitte.com/us/en/insights/industry/financial-services/financial-services-industry-outlooks/insurance-industry-outlook.html
[2] Swiss Re Institute. (2025). Ageing, AI and the revival of industrial policy – structural regime shifts redefine global economy, says Swiss Re Institute. https://www.swissre.com/dam/jcr:37e338a8-eca4-4a0a-b386-fe53cee7bd72/pr-global-economic-and-insurance-market-outlook-sigma-en.pdf
[2] Swiss Re Institute. (2025, November). Global economic and insurance market outlook 2026/27. https://www.swissre.com/dam/jcr%3A392c8f80-bf16-4a55-91d3-91e3ceecfae2/Global%20Outlook%20Sigma%20Media%20Roundtable%202025.pdf
[3] Allianz. (2025). Allianz Global Insurance Report 2025: Rising demand for protection. https://www.allianz.com/en/economic_research/insights/publications/specials_fmo/250527-global-insurance-report.html
[4] Allianz Commercial. (2026). Allianz Risk Barometer 2026. https://commercial.allianz.com/content/dam/onemarketing/commercial/commercial/reports/allianz-risk-barometer-2026.pdf
[5] McKinsey. (2025). Global Insurance Report 2025: The pursuit of growth. https://www.mckinsey.com/industries/financial-services/our-insights/global-insurance-report
[6] EY. (2026). Five priorities for insurers: Converting uncertainty into opportunity. https://www.ey.com/en_gl/insights/insurance/five-priorities-for-insurers-converting-uncertainty-into-opportunity
[7] World Economic Forum. (2026). The Global Risks Report 2026: 21st edition. https://reports.weforum.org/docs/WEF_Global_Risks_Report_2026.pdf
[8] World Economic Forum. (2025). What is parametric insurance and how is it building climate resilience?. https://www.weforum.org/stories/2025/01/what-is-parametric-insurance-and-how-is-it-building-climate-resilience/
Bu makale, üretken yapay zeka modeli ChatGPT desteğiyle Sigorta Strateji ekibi tarafından hazırlanmıştır.


