Ocak ayının ortasına gelinirken küresel sigorta gündemi, risklerin yalnızca doğadan değil ekonomi, siyaset ve yönetişimden de beslendiğini açıkça gösteriyor. İklim kaynaklı kayıplar büyürken, kullanılan risk modelleri tartışma konusu oluyor; büyük sigorta gruplarında ise güç dengeleri ve siyasi etkiler daha görünür hale geliyor. Bu bültende, son günlerde öne çıkan gelişmelerin sigorta sektörü için ne anlama geldiğini kısaca özetliyoruz.
World Economic Forum: Dünya 2026’da Bir Rekabet Çağına Giriyor
World Economic Forum, Global Risks Report 2026 ile dünyanın artık bir rekabet çağına girdiğini ortaya koyuyor. 1.300’den fazla lider ve risk uzmanının görüşlerine dayanan rapora göre, 2026 için en büyük kısa vadeli risk jeoekonomik gerilimler olarak öne çıkıyor. Ticaret, yatırım, tedarik zincirleri ve doğal kaynaklara erişim üzerinden yaşanan çatışmalar, devletler arası silahlı çatışmaların bile önüne geçmiş durumda.
Kısa vadede öne çıkan diğer riskler yanlış bilgi ve dezenformasyon ile toplumsal kutuplaşma. Katılımcıların yarısı önümüzdeki iki yılı çalkantılı ya da fırtınalı olarak tanımlarken, on yıllık perspektifte bu oran daha da artıyor. Uzun vadede ise tablo değişiyor; aşırı hava olayları, biyolojik çeşitlilik kaybı ve iklim sistemlerindeki kritik bozulmalar en yüksek riskler olarak sıralanıyor. Yapay zekânın olumsuz sonuçları da uzun vadeli riskler arasında hızla üst sıralara tırmanıyor.
Sigorta sektörü açısından rapor net bir uyarı niteliğinde. Jeoekonomik gerilimler ticaret ve yatırım risklerini büyütürken, iklim kaynaklı afetler ve teknolojik dönüşüm hasar profillerini daha karmaşık hale getiriyor. Forum’a göre belirsizlik artık geçici bir durum değil, kalıcı bir zemin. Bu da sigortacılar için daha esnek ürünler, daha güçlü sermaye yapıları ve riskleri yalnızca fiyatlayan değil, yöneten bir yaklaşımın zorunlu hale geldiğini gösteriyor [1].
Gallagher Re: Retrosesyon Yenilemeleri Geç Tamamlandı, Fiyatlar Geriledi
Gallagher Re, 1 Ocak 2026 retrosesyon yenilemelerinin alışılmışın oldukça dışında, çok geç tamamlandığını bildiriyor. Yüksek kapasiteye rağmen alıcıların daha iyi fiyat arayışıyla süreci uzatması, bazı sözleşmelerin Ocak ayının ilk haftalarına sarkmasına neden oldu. Sonuçta piyasada alıcılar lehine bir tablo ortaya çıktı.
Gallagher Re’ye göre, denizcilik dışı retrosesyon segmentinde hasarsız sözleşmelerde fiyatlar yüzde 10 ila 20 arasında geriledi. Hasar etkisi bulunan programlarda ise yenilemeler genellikle yatay ya da yüzde 10’a varan düşüşlerle tamamlandı. Geleneksel reasürörler ve sigortaya bağlı menkul kıymet fonlarından gelen güçlü sermaye, rekabeti artırarak fiyatlar üzerinde baskı oluşturdu.
Bu yenileme döneminin en dikkat çekici sonucu ise daha önce geri plana itilen toplu ve sık hasar teminatlarının yeniden programa dahil edilmesi oldu. Alıcılar, hasar sıklığını kapsayan korumaları yeniden temel bir unsur olarak konumlandırdı. Sigorta sektörü açısından bu gelişme, yüksek sermaye ortamında sadece fiyatların değil, teminat yapısının da değiştiğini ve risk yönetiminde daha dengeli bir yaklaşımın geri döndüğünü gösteriyor [2].
Munich Re: İklim Baskısı Artıyor, Sigortalı Kayıplar Yine 100 Milyar Doların Üzerinde
Munich Re, 2025 yılına ilişkin doğal afet verilerinin iklim kaynaklı risklerin kalıcı hale geldiğini bir kez daha gösterdiğini açıkladı. Küresel toplam kayıplar yaklaşık 224 milyar dolar olurken, bunun 108 milyar doları sigorta sektörü tarafından karşılandı. Böylece 2025, sigortalı kayıpların yeniden 100 milyar dolar eşiğini aştığı yıllar arasına girdi. En büyük hasarlar kasırgalardan değil; yangın, sel ve şiddetli gök gürültülü fırtınalar gibi daha sık yaşanan olaylardan kaynaklandı.
Yılın en maliyetli felaketi, Ocak ayında Los Angeles çevresinde yaşanan büyük orman yangınları oldu. Kuraklık ve kuvvetli rüzgârların birleşimiyle büyüyen yangınlar yaklaşık 53 milyar dolarlık toplam kayba yol açtı ve bunun 40 milyar doları sigortalıydı. ABD ana karası 2025’te doğrudan bir kasırga darbesinden kurtulmuş olsa da, ülke yine de en yüksek hasarların yaşandığı bölge oldu. Bu tablo, büyük felaketlerin yanı sıra daha sık yaşanan risklerin sigorta bilançolarında giderek daha belirleyici hale geldiğini ortaya koyuyor.
Munich Re’ye göre 2025, kayıtlara geçen en sıcak yıllardan biri olurken, son 12 yılın tamamı en sıcak dönemler arasında yer aldı. İklim değişikliği; yangınları, selleri ve şiddetli fırtınaları daha olası ve daha yıkıcı hale getiriyor. Sigorta sektörü açısından bu veriler, risklere uyum sağlamanın artık bir tercih değil zorunluluk olduğunu gösteriyor. Daha güçlü önleme politikaları, daha geniş sigorta kapsamı ve dayanıklı bir güvenlik ağı kurulmadığı sürece, iklim kaynaklı kayıpların hem ekonomik hem toplumsal maliyetinin artmaya devam edeceği açıkça görülüyor [3].
İngiliz Aktüerler Uyarıyor: İklim Riski Modellerde Hafife Alınıyor
Institute and Faculty of Actuaries, University of Exeter ile birlikte yürüttüğü yeni çalışmada, finans sektörünün kullandığı iklim modellerinin sıcaklık artış hızını olduğundan düşük gösterdiğini ortaya koyuyor. Rapora göre bankalar, sigorta şirketleri ve varlık yöneticileri iklim riskini, diğer büyük finansal risklerde gösterdikleri ciddiyetle ele almıyor. Bu durum, karar alma süreçlerinde ciddi bir kör noktaya işaret ediyor.
Çalışmanın başyazarı ve Baillie Gifford sürdürülebilirlik riskleri direktörü Sandy Trust’a göre mevcut modeller, aerosol kirliliğindeki düşüşü ve ormansızlaşmanın etkilerini yeterince hesaba katmıyor. Bu da sıcaklıkların, sera gazı artışına bakılarak beklenenden daha hızlı yükselmesine yol açıyor. Rapora göre küresel emisyonlar sıfıra inse bile 1,5 derece hedefinin tutturulması artık oldukça zor ve geri dönüşü olmayan eşiklere yaklaşma riski artıyor.
Sigorta sektörü açısından bu uyarı doğrudan bilanço riski anlamına geliyor. Yanlış varsayımlara dayalı modeller, uzun vadeli hasar maliyetlerini ve sermaye ihtiyacını olduğundan düşük gösterebilir. Nitekim European Central Bank araştırmaları, iklim geçiş riskine daha fazla maruz kalan bankaların daha pahalı borçlandığını ortaya koyuyor. Aktüerler, finansal istikrar için kullanılan disiplinli risk yönetimi yaklaşımının iklim riskine de aynı ciddiyetle uygulanmadığı sürece, sigorta ve finans sisteminin iklim şoklarına karşı savunmasız kalacağı uyarısında bulunuyor.
Generali Üzerinde Güç Mücadelesi: Siyaset ve Sigorta Kesişiminde
Financial Times’ta yayımlanan bir analiz, İtalya’nın en büyük sigorta gruplarından Assicurazioni Generali etrafında giderek sertleşen bir güç mücadelesine dikkat çekiyor. İtalyan iş insanı Francesco Gaetano Caltagirone, yıllardır azınlık hissedar olarak Generali yönetimini değiştirmeye çalışıyordu. Son dönemde banka bağlantıları ve hisse hamleleriyle birlikte Caltagirone ve müttefiklerinin şirketteki payının üçte bire yaklaştığı, bunun da yaklaşan genel kurul öncesinde dengeleri değiştirdiği belirtiliyor.
Caltagirone’un ilgisinin yalnızca ticari olmadığı vurgulanıyor. Generali, İtalya’nın en büyük kurumsal yatırımcılarından biri ve ciddi gayrimenkul varlıkları ile devlet tahvili portföyüne sahip. Analize göre, Giorgia Meloni hükümetiyle uyumlu bir yönetim yapısı, Generali’nin İtalyan devlet tahvillerine daha fazla yönelmesini teşvik edebilir. Bu da kamu borçlanma maliyetlerini aşağı çekme gibi siyasi hedeflerle örtüşen bir tablo yaratabilir.
Ancak bu senaryonun riskleri de büyük. Yönetimin siyasallaştığı algısı, yabancı yatırımcıların güvenini zedeleyebilir ve İtalya finans piyasalarına olan ilgiyi azaltabilir. Ayrıca devam eden hukuki ve düzenleyici süreçler, bu güç değişiminin önünde önemli engeller oluşturuyor. Generali örneği, sigorta şirketlerinin yalnızca finansal aktörler değil, aynı zamanda ülke ekonomileri için stratejik denge unsurları olduğunu ve bu nedenle yönetim bağımsızlığının piyasa güveni açısından kritik rol oynadığını bir kez daha hatırlatıyor [5].
Kaynaklar
[4] Insurance Journal – UK Actuaries Sound Alarm on Loss Models Downplaying Climate Risk
[5] Insurance Business Mag – Is Generali now a ‘pawn of power politics’?


