1938 yılı Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en sessiz fakat en derin dönüşümlerinden birine sahne oldu. 10 Kasım’da Mustafa Kemal Atatürk’ün vefatının ardından, İsmet İnönü liderliğinde “Milli Şef” dönemini başladı. İnönü, hızla yaklaşan bir fırtınanın, İkinci Dünya Savaşı’nın gölgesinde, 11 Kasım 1938’de Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturdu.
İnönü göreve geldikten bir yıl sonra Almanya Polonya’yı işgal edecek, savaş resmen başlayacaktı. Türkiye kuruluşunun 15. yılında, bağımsızlığını tehdit eden büyük bir tehlike ile karşı karşıya kalmıştı. 20 yıldır savaşan halkın yeni bir savaşa tahammülü yoktu. Zaten ülkenin kaynakları savaş için yetersizdi. İnönü liderliğindeki Türkiye, ustaca yürüttüğü denge politikası sayesinde savaşın dışında kalmayı başardı. Ancak savaşın sebep olduğu ekonomik yıkımdan kurtulmak o kadar kolay olmayacaktı.
Savaşın Ekonomik Etkileri
1929 Buhranı sonrasında zaten daralmış olan ithalat, savaş döneminde neredeyse yarıya düştü. Yetişkin nüfusun büyük bir kısmının askere alınması, ciddi bir işgücü açığı doğuracaktı. Türkiye’nin başlıca ihracat kalemlerinden biri olan buğday üretimi yarıya indi. Ekmek başta olmak üzere birçok temel gıda maddesi karne ile alınıyordu. Son yıllarda hız kazanmış olan kamu yatırımları artan savunma harcamaları yüzünden aksadı. Genç Cumhuriyet’in kalkınma çabaları, savaş koşullarında kaçınılmaz bir duraklama dönemine girmişti [1].
Savaş en çok Avrupa ekonomilerini etkiledi. Birçok ülkede kaynaklar savaşın finansmanına ayrılırken, saldırılar ekonomik altyapıyı tahrip ederek üretim kapasitesini düşürdü. Büyük Buhran sonrası zayıflamış olan uluslararası ticaret daha da daraldı. Sigortacılık, savaşın getirdiği olumsuz koşullardan doğrudan etkilenen sektörlerden biri oldu. Tedarik zincirlerindeki kesintiler ve savaşla artan riskler, sigorta sektöründe yeni bir yapılanma ihtiyacını doğurdu [2].
İlk tepki, küresel sigorta piyasasının merkezi konumundaki İngiliz sigortacılardan geldi. Lloyd’s, savaşın başlamasıyla birlikte savaş kaynaklı riskleri sigorta kapsamı dışında bıraktığını duyurdu. Bu durum, küresel ticaretin durması anlamına geliyordu. İngiliz Hükümeti hızla harekete geçerek savaş riskleri için reasürans kapasitesi sağladı. Ardından, Lloyd’s yeni bir savaş sigortası tarifesi hazırlandı [3]. Bu tarife, savaş süresince yapılacak birçok anlaşmada referans alınacaktı.
Savaş, sigorta sektöründe riskleri artırırken yeni fırsatlar da doğurdu. Uluslararası sigortacılıkta aksamalar yaşansa da ulusal pazarlar önemli bir gelişim sağladı. Can ve mal güvenliği konusunda endişe duyan milyonlar, sigorta ürünlerine daha fazla ilgi gösterdi. Sigorta şirketleri, savaş risklerini kapsayan yeni ürünler piyasaya sürdü. Böylece hem daha fazla poliçe satma hem de daha yüksek prim uygulama fırsatı buldular. Savaşın hemen ardından, İngiltere’deki prim üretimi savaş öncesi döneme kıyasla; hayat branşında iki katına, yangın branşında iki buçuk katına, nakliyat branşında ise dört katına ulaşmıştı [3].
Kırılma Anı: İnönü ve Bayar Gerilimi
Avrupa sigorta piyasası savaşın gölgesinde yeniden şekillenirken, Türk sigortacılığı da politik gelişmelerden etkilenecekti. 1938’de Cumhurbaşkanlığı görevini üstlenen İnönü, Başbakanlık görevini yeniden Celal Bayar’a verdi. Ancak, ikili arasındaki politik iş birliği yalnızca iki buçuk ay sürebildi [4]. Yeni hükümetin kurulmasından hemen sonra patlak veren Denizbank yolsuzluk soruşturması nedeniyle Celal Bayar istifa etmek zorunda kaldı. Soruşturmanın, aralarında Refii Bayar’ın da bulunduğu Milli Re’nin üst düzey yöneticilerine uzaması, Türk sigorta sektöründe kilit rollerin yeniden belirlenmesine zemin hazırlayacaktı[5].
Yeni yapılanmanın ilk somut adımı Refi Bayar’ın Milli Reasürans genel müdürlüğünden ayrılması oldu. Bayar, babasından yalnızca üç ay sonra, sağlık sorunlarını gerekçe göstererek görevinden istifa etti[6]. Aslında bu ayrılık mevcut politik atmosferin kaçınılmaz bir sonucuydu. Refi Bayar, Milli’deki görevinden ayrıldıktan sonra bir süre daha Ankara Sigorta’nın teknik müdürlüğünü yapmaya devam edecekti. Fakat Bayar’ın bir yıl sonra gelen beklenmedik ölümü, sigortacılık camiasını derinden sarstı [7].
Refi Bayar’ın ölüm nedeni kalp krizi olarak açıklansa da intihar ettiğine dair söylentiler uzun süre devam etti [8]. Bayar ailesi, oğullarının yaşadığı politik baskı nedeniyle hayatını kaybettiğini iddia ediyordu. Celal Bayar, bu olayın sorumlusu olarak doğrudan İnönü’yü işaret edecek, böylece ikili arasındaki politik gerilimi daha da tırmanacaktı. Nihayetinde, Refi Bayar’ın yargılandığı davada tüm sanıklar beraat etti [5]. Ancak, Cumhuriyet sigortacılığının ilk yıllarında önemli bir rol üstlenen Bayar ailesinin sektördeki yolculuğu trajik bir şekilde noktalanmış oldu.
Tunaman’ın Liderliği ve Zor Yıllar
Refii Bayar’dan boşalan genel müdürlük koltuğuna Rabbani Tunaman getirildi ve böylece Milli Reasürans tarihinde derin izler bırakan on yıllık Tunaman dönemi başlamış oldu. Tunaman göreve geldiğinde, İkinci Dünya Savaşı patlak vermiş, savaş risklerinin sigortalanması büyük bir sorun haline gelmişti. Batılı sigortacılar, bu riskleri devlet destekli reasürans anlaşmalarıyla hafifletirken, Türkiye’de konu Hükümet’in gündeme dahi gelmemişti [9]. Bu alanda inisiyatif almak Milli’ye düşmüştü. Bu, Tunaman yönetimindeki Milli Reasürans’ın ilk büyük sınavıydı.
Uzun yıllardır Milli Reasürans’a kapasite sağlayan İngiliz sigortacılar, savaşın başlamasıyla birlikte artık teminat vermeyeceklerini bildirmişti. Oluşan bu teminat açığı, kısmen İsviçreli ve Alman reasürörlerle kapatılmaya çalışılacaktı. Ancak sorunlar burada da bitmiyordu; artan riskler nedeniyle nakliyat primleri oldukça yükselmişti. Türkiye, savaşa girmese bile bu yüksek primleri ödemek zorunda bırakılıyordu. Üstelik savaş sigortaları yalnızca deniz nakliyatını kapsıyor, kara taşımacılığına dair riskleri dışarıda tutuyordu. İngilizlerler tarafından belirlenen koşullar, deniz ticaretine dayalı İngiliz ekonomisi için bir sorun teşkil etmese de kara ticaretine bağımlı Türkiye için ciddi bir risk oluşturuyordu [10].
Tunaman’ın bu dönemde attığı en önemli adımlardan biri, Türk karasularında yapılan nakliyat işlemleri için yeni bir tarife belirlemek oldu. İngiliz sigortacıların talep ettiği %4’lük prim oranına karşılık, Milli Reasürans %0,125 gibi oldukça düşük bir risk primi uygulamaya başladı. Uluslararası nakliyatta İngiliz tarifesi uygulanacaktı ancak kara nakliyatındaki savaş risklerinin kapsama alınması sağlandı [10]. Böylece Tunaman, hem sigorta kapsamını genişletmiş hem de primleri ciddi şekilde düşürmüş oldu.
Milli Reasürans’ın yeni tarifesi doğal olarak uluslararası reasürans piyasasında kabul görmedi. Buna karşılık Milli üzerinde tuttuğu teminat miktarını artıracak, hizmetleri kesintisiz sürdürecekti. Milli’nin savaş öncesinde nakliyat branşında %8 olan konservasyon oranı 37’ye yükseldi [11]. Buna karşın savaş boyunca hasar prim oranı %30 civarında kaldı [12]. Tunaman, savaş koşullarında büyük bir risk üstlenmiş, ancak bu fırtınalı dönemde gemiyi limana sağ salim ulaştırmayı başarmıştı.
Savaş yıllarında Milli Reasürans’ın konservasyon oranlarındaki artış, diğer branşlarda da kendini gösterdi. Saklama oranı, yangın branşında %12’den %21’e, kaza branşında ise %33’ten %54’e yükseldi [11]. Milli Reasürans, sigorta primlerinin yurtdışına transferini önlemeye yönelik asli misyonunu nihayet yerine getiriyordu. Bu politika değişikliği, toplam prim üretimindeki artışı Cumhuriyet için çok daha anlamlı hale getirdi. 1938’de 4,4 milyon TL olan toplam sigorta prim üretimi, 1944’te 22 milyon TL’ye ulaşarak beş kat arttı [12]. Enflasyondan arındırıldığında dahi %75’e yakın bir reel büyüme sağlayan bu artış, savaş koşullarında elde edilmiş muazzam bir başarıydı.
Savaşın getirdiği riskler ve belirsizlikler, Türkiye’de sigortaya olan talebi artırırken, büyümeden aslan payını nakliyat sigortası aldı. Savaş öncesinde %23’lük pazar payına sahip olan nakliyat branşı, 1944’te toplam üretimini %62’sini temsil ediyordu [11]. Bu dönemde yabancı sigorta şirketlerinin gerilemesi de dikkat çekiciydi; savaş sonunda bu şirketlerin payı %20’ye kadar düşmüştü. Türk sigorta sektörü, Anadolu ve Güven Sigorta’nın öncülüğündeki yerli şirketlerin hakimiyetine sahne oluyordu.
Özel Sigortacılığın Başlangıcı
Bu dönemde prim üretimlerinin hızla artması ve hasar prim oranlarının ılımlı seyretmesi, yeni oyuncuların pazara olan ilgisini artırdı. Türk özel sektör sermayesi ile kurulan ilk sigorta şirketi olan Doğan Sigorta, bu koşullarda 1942 yılında sektöre giriş yaptı [13]. Doğan Sigorta’yı Halk Sigorta (1944) ve Türkiye Genel Sigorta (1949) takip etti. Doğan Sigorta, savaş ekonomisinin zorlayıcı koşullarında, oldukça mütevazı bir sermaye ile kurulmuştu. İlk yılında %10’luk bir pazar payına ulaşmayı başarsa da kamu şirketlerinin hakim olduğu bu piyasada kendine sağlam bir yer edinmesi kolay olmadı [12]. Özellikle, uzman personel eksikliği ve uluslararası reasürans anlaşmalarında karşılaşılan zorluklar, şirketin ilk yıllarındaki faaliyetlerini zorlaştırdı.
Doğan Sigorta’nın kuruluşundan yalnızca iki yıl sonra, 1944’te yaşanan dramatik bir olay, şirketi iflasın eşiğine getirdi. Çanakkale açıklarında torpillenerek batırılan bir gemi, Doğan’a devasa bir tazminat yükü doğurdu. Bu, şirketin kaldırabileceğinden çok daha büyük bir mali sorumluluktu. Şirketin kurucusu Kazım Taşkent, bu borcu karşılayabilmek için İş Bankası ve Ziraat Bankası’ndan kredi almak zorunda kaldı. Yaşanan bu kriz, Taşkent’e güçlü bir finansal destek olmadan sigortacılığın sürdürülemeyeceğini öğretmişti [14]. Taşkent kısa sürede gerekli sermayeyi bir araya getirerek Türkiye’nin ilk özel bankası olan Yapı Kredi’yi kurdu. Böylece, Türkiye’nin ilk özel sigorta şirketi, ilk özel bankasının da temelini atmış oldu.
Kamunun Gölgesinde
1944 yılını önemli kılan bir diğer gelişme, Milli Reasürans’ın tekel imtiyazının sona ermesiydi. 1929’da 15 yıllığına İş Bankası grubuna verilen bu imtiyazın süresi dolarken, geleceğe dair net bir plan yoktu. Dönemin şartlarında Milli’ye alternatif olabilecek bir aktör bulunmadığından, tekelin devamı zorunlu bir tercih olarak öne çıktı. Bu koşullar altında tekel imtiyazı 10 yıl daha uzatıldı. Ancak işletme şartlarında iki önemli değişiklik yapılmıştı: Milli Reasürans, bundan sonra yurtdışı ile yaptığı anlaşmaları Ticaret Bakanlığı’na bildirecek, ayrıca Maliye ve Ticaret Bakanlıklarının temsilcileri şirketin kurullarında yer alacaktı [11].
1945’te savaş sona erdiğinde, Türk sigortacılığı tüm olumsuz koşullara rağmen sağlam bir sınav vermişti. Ancak savaş süresince, özellikle kapasite konusunda yabancı reasürörlerle yaşanan sıkıntılar sektörde derin izler bırakmıştı. Tunaman, piyasada ikinci bir Türk reasörürün bulunmasının faydalı olacağını düşünüyordu. Çok geçmeden sigorta sektörünün geniş katılımıyla yeni bir reasürans şirketinin kurulması için harekete geçti. Bu girişimin sonucunda, Milli Reasürans, İş Bankası, Anadolu Sigorta, Güven Sigorta ve Ankara Sigorta ortaklığında Destek Reasürans doğdu. Destek’in kuruluş amacı, reasürans tekelinin dışında kalan primlerden pay alarak Türk sigorta sektörünün konservasyon oranını artırmak ve yerli sermayenin hakimiyetini güçlendirmekti [15].
1940’larda bu gelişmeler yaşanırken, Türk sigortacılığı giderek daha fazla kamu kontrolüne giriyordu. Sektördeki ana aktörlerin hepsi kamu bankları ile bağlantılıydı. Ayrıca devlet en büyük sigorta müşterisiydi. Sektörün geleceği Hükümet’in iki dudağının arasındaydı. Piyasa dinamiklerinin kamu kurumları arasındaki ilişkilerle şekillendiği bu yapıda, Hükümetin sigorta şirketlerine müdahalesi kaçınılmaz bir sonuçtu. Tunaman’ın Milli Reasürans’taki dönemi, bu siyasi baskının gölgesinde sona erdi. Tunaman, yıllarca Hükümet üyelerinde gelen haksız taleplere direnecek, ancak 1949’da görevi bırakmak zorunda kalacaktı [9] [10]. Tunaman’ın yerine, sigorta sektörüne oldukça uzak bir isim olan, Maliye Müsteşarı Zeki Siderman atandı. Devlet, sigorta sektöründe büyümeyi değil, mutlak kontrolü seçmişti.
Bu bölümde, 1938-1950 yılları arasında Türk sigorta sektöründe yaşanan köklü dönüşümleri inceledik. İkinci Dünya Savaşı’nın zorlayıcı koşulları altında, Türk sigortacılığı Rabbani Tunaman önderliğinde güçlü bir sınav verdi. Ulusal sigorta şirketleri üretim kapasitelerini artırdı ve yerini sağlamlaştırdı. Ancak bu dönemde sigortacılık kamu politikalarına giderek daha fazla bağımlı hale geldi. Devletin sigorta şirketlerine doğrudan müdehalesi arttı ve kamu güdümlü sigortacılık, Türkiye’de uzun yıllar hakimiyet sürecek bir model haline geldi. Gelecek bölümde, savaş sonrası dönemde Türkiye’nin yeniden yapılanma çabalarını ve bu yeni sürecin sigortacılık üzerindeki etkilerini ele alacağız.
Kaynaklar
[1] Boratav, K. (2019). Türkiye İktisat Tarihi 1908-2015. İmge Kitap Yayınevi.
[2] Borscheid, P. (2012). Introduction. In P. Borscheid and N. V. Haueter (eds.), World Insurance: The Evolution of a Global Risk Network (pp. 1-37). Oxford University Press.
[3] Carter, R. L., & Falush, P. (2009). The British insurance industry since 1900: The era of transformation. Springer.
[4] Özgen, İ. (2017). Cumhuriyet Dönemi’nde Celal Bayar’ın Siyasi ve İktisadi Faaliyetleri (1923-27 Mayıs 1960). Doktora Tezi. Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, İstanbul.
[5] Son Posta. (1939, 30 Nisan). Milli Reasürans Umum Müdürünün istifası kabul edidi. Son Posta Gazetesi, s.4.
[6] Kınalı, G. (2017). İkinci Bayar Hükümetini Sarsan Yolsuzluk Hadiselerine İki Örnek: Satie ve İmpeks. Vakanüvis-Uluslararası Tarih Araştırmaları Dergisi, 2(2), 119-163.
[7] Son Posta. (1940, 20 Aralık). Refi Bayar istifa etti. Son Posta Gazetesi, s.4.
[8] Posta Gazetesi. (2017, 18 Aralık). Yavuz Yılmaz’ın ölümü akıllara Refii Bayar ve Yüksel Menderes’i getirdi. Posta Gazetesi. Erişim adresi: https://www.posta.com.tr/gundem/yavuz-yilmazin-olumu-akillara-refii-bayar-ve-yuksel-menderesi-getirdi-1363301.
[9] Yücesan, O. (2005). Rabbani Fehmi Tunaman (Milli Re Genel Müdürü, 1939-1949). Sigorta Dünyası Dergisi, 526, s.24-26.
[10] Yazıcı, B. (1990). Sigortacı Olarak Bilinmeyen Rabbani Tunaman. Sigorta Dünyası Dergisi, 360, s.10-13.
[11] Akalın, B. (1998). Dünya reasürans piyasalarındaki gelişmeler ve Türkiye’de reasürans tekeli uygulaması. Yüksek Lisans Tezi. Marmara Universitesi Bankacılık ve Sigortacılık Enstitüsü, İstanbul.
[12] Elveren, A. H. (1994). Evolution of the Turkish insurance sector and the reinsurance monopoly. Master’s Thesis. Middle East Technical University Institute of Social Sciences, Ankara.
[13] Sigorta Dünyası Dergisi. (1960). Örnek Bir Sigorta Şirketi: Doğan Sigorta Anonim Şirketi. Sigorta Dünyası Dergisi, 9, s.16-17.
[14] Sanyer, R. (2023, 11 Eylül). Yapı Kredi Bankası’nın öyküsü: Krom yüklü gemi Çanakkale Boğazı’nda batırılmasaydı banka kurulur muydu?. 10 Haber. Erişim adresi: https://10haber.net/ekonomi/krom-yuklu-gemi-canakkale-bogazinda-batirilmasaydi-banka-kurulur-muydu-250025/
[15] Yücesan, O. (2005). Destek Reasürans TAŞ. Sigorta Dünyası Dergisi, 525, s.21-23.